Son Dakika


2026 Dünya Kupasında İspanya ve Arjantin Şampiyonluk İçin Karşı Karşıya Gelecek
İngiltere’de Gençler İçin Yeni Sosyal Medya Düzenlemesi: “Gece Yarısı Kısıtlaması” Geliyor
İnsanlık Tarihinin Kara Lekesi: Srebrenitsa Soykırımı – Asla Unutmadık, Unutturmayacağız!
TVF Spor Lisesi Erkek Voleybol Takımımız Dünya Şampiyonu Oldu
NATO Zirvesi Ankara’da Sona Erdi: Gözler Yayımlanan Ortak Bildiride
Galatasaray’ın FIBA Şampiyonlar Ligi Rakipleri Belli Oldu
İnsanoğlu, yeryüzünde sürekli bir estetik ve konfor arayışı içindedir. Yeşil ormanlar, gürül gürül akan nehirler ve göz kamaştıran manzaralar tarih boyunca medeniyetlerin kurulduğu, nefsin ve gözün oyalandığı sığınaklar olmuştur. Ancak İslamiyet’in kalbi, kıblemizin merkezi olan Mekke, bu alışılagelmiş dünya güzelliklerinin tam aksine; çorak, dağlık ve taşlık bir coğrafyanın ortasında yükselir. Bu durum tesadüfi bir tabiat olayı değil, ilahi bir muradın ve derin bir hikmetin yansımasıdır.
Mekke’nin yalın ve sert coğrafyası, insanı dış dünyanın aldatıcı ihtişamından zorunlu bir soyutlanmaya davet eder. Şayet kıblemiz nehir kenarlarında, yemyeşil vadilerin içinde olsaydı, beşerî nazar kolayca tabiatın cazibesine kapılabilir, kul ile Yaratıcı arasındaki o saf bağ zedelenebilirdi.
Allah, Kâbe’yi dağların arasına yerleştirerek insana adeta şu mesajı verir: Burası dünyayı seyretme yeri değil, kendi acizliğini görme yeridir. Kul, Mekke’nin o kurak iklimine adım attığı an, gösterişten ve maddiyattan uzaklaşır; dış dünyayı büyüleyen sahte parıltılar yerini kalbin kendi ritmiyle baş başa kaldığı bir inzivaya bırakır.
Mekke’yi çevreleyen o çıplak taşlar ve heybetli dağlar, aslında sadece birer jeolojik yapı değildir. Onlar, asırlardır milyonlarca müminin döktüğü gözyaşlarına, ettiği feryatlara ve samimi yakarışlara tanıklık eden sessiz birer bekçidir. O taşların arasında: Kimi günahlarının ağırlığı ve mahcubiyetiyle af dilemeye gelmiş, Kimi yılların biriktirdiği vuslat hasretiyle yanıp tutuşmuş, Kimi bir dua, kimi bir veda, kimi ise ömründe bir kez olsun Kâbe’ye dokunabilmek ümidiyle oraya yüz sürmüştür.
Farklı dillerden, ırklardan ve kültürlerden gelen milyonlarca insan, o sert taşların gölgesinde aynı yumuşak gerçeklikte buluşur: Dünyada gerçek huzuru veren şey sahip olunan mülk veya makam değil, yalnızca Allah’a yakın olabilme şuurudur.
Dünyada pek çok şehir mimarisiyle, doğasıyla ya da tarihiyle insanın gözünü büyüler ve ona adeta dünyayı unutturur. Mekke ise insana dünyayı unutturmakla kalmaz, bu dünyada bir “yolcu” olduğunu, her şeyin geçici olduğunu hatırlatır. Orada göz kamaştıran bir tabiat yoktur ancak dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan, tarifi imkânsız bir sekine ve huzur vardır. Çünkü diğer şehirler göze hitap ederken, Mekke doğrudan kalbe hitap eder.
Sonuç olarak; İnsan Mekke’den ayrılık vakti geldiğinde, bavuluna bu dünyaya ait pek çok maddi hatıra sığdırabilir. Ancak asıl büyük hakikat, Kâbe’nin yanında bırakılan ruh iklimidir. Mekke’ye giden her mümin bilir ki; oradan bedenen ayrılmak mümkündür, fakat Kâbe’nin eşiğinde bırakılan bir kalbi geri alabilmek asla mümkün değildir.
Ayetullah COŞKUN
Etiketler: dini yazilar » haccin anlami » islamda mekkenin onemi » islami makaleler » kabe dualari » kabe hasreti » kabe ve huzur » kabe ziyareti » kabenin hikmeti » manevi huzur » mekke coğrafyası » mekke makalesi » mekke ve kalbin inzivasi » mekkenin daglik yapisi » mekkenin manevi iklimiYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
19 Temmuz 2026 Bilim ve Teknoloji, Eğitim, Ekonomi, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Teknoloji, Tüm Manşetler
16 Temmuz 2026 Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler
16 Temmuz 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Sivil Toplum, Siyaset, Tarih, Tüm Manşetler
15 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Tüm Manşetler