Son Dakika


Sevgili Ebu Zer el-Gıfârî, Dımaşk’in sokaklarında seni çok aradım. Belki karşıma çıkarsın diye ümit ettim. Bulamadım. Cebel Kasyum Dağına çıktım ve yaşadığın sokakları tepeden izledim. Belki siluetini görürüm diye düşündüm. Sonra irkildim. Öfkeyle, Muaviye’nin Saray’ını aradım. Sana yaptıklarını bilmek ağır geldi. Kusayım istedim. Gözlerim görsün istedim!
Nerdesin Muaviye?
Kimseler kalmamıştı Ebu Zer. Sokaklar, caddeler, şehir bomboştu. Arap atlar, şakıyan kılıçlar, zırhlı askerler, saraylar hepsi yok olmuştu.
Kasyum Dağı’nda bir taşa oturdum. Biraz ağladım sessizce. “Kimler geldi kimler geçti” dedim içimden.
Yedi uyuyan, birçok coğrafyada var olan hikayeye daldım. Cebel Kasyum’daki Ashab-ı Kehf vardı. Nerede yoktu ki, mağaraya girdim. Neredesin Kıtmir? Neredesiniz Yiğitler? Hiçbiri yoktu! Sende yoktun Ebu Zer. Muaviye de yoktu. Rahip Bahira da yoktu, Salahaddin Eyyubi de. Küçük adımlarla çölü aşan kervanın Nebisi de yoktu. Kim bilir daha kimler kimler yoktu Ebu Zer.
Yoruldum. Çıktım dışarı. Beldettrutturak (Türk mahallesi) Mahallesinden şehre yöneldim. Sonra şehre indim şehrin sokaklarını gezdim seni hayal ettim. Acaba dedim el-Gıfari hangi sokakta yaşadı. Hangi evin damında gölgelendi. Ev yoktu belki, hangi ağacın gölgesindeydi.
Seni çok andım Ebu Zer. Her sokakta izini sürdüm. Aradım aradım aradım ama yoktun. Kokun yoktu. Muaviye de yoktu. Evet evet Saltanatıyla diline düşürdüğün sarayını eleştirdiğin Muaviye de yoktu sokaklarda.
Sen ne büyük cesaretle Muaviye’nin karşısına geçip: “Ey muaviye bu saray senin paranla yapılmışsa israftır. Yok devletin parasıyla yapılmışsa haramdır” diyebildin.
Muaviye arkadaşındı ama o senin bu sözlerinden çok rahatsız olmuştu. Ve niyetini bozmuştu Ebu Zer. Sana sürgün yolları görünecekti. Sen korkmadin Ebu Zer sen korkmadın. O yüzden şimdi içimizdesin. Zalime zalimsin diye bildiğin için.
Ve hep dilin döndüğünce Şam sokaklarında Muaviye’yi eleştirdin. Başına bela olsa da, bile dediklerin
seni çöllere sürgüne maruz bıraksa da hiç vazgeçmedin. Büyük adamsın Ebu Zer.
Ben Şam’a ilk geldiğimde Mehdi’nin müjdesi heyecanına kapılmıştım…
Evet evet belki güleceksin Mehdi Emevi Caminin minaresine indi inecek denmişti bana…
Belki dedim hakikaten Mehdi’nin askeri olabilirim, senin çiğnediğin o muazzam toprakları Mehdi ordusuyla çiğneye bilirim.
Ah be Ebu Zer bizimkisi çocuksu bir tutku, koca bir hayal. Şimdi gülüyorum kendime. Seni Şam sokaklarında yalnızlaştıran talimatları görüyorum, her duvarın üzerinde deri sayfalarına asılmış sahifelerde. Muaviye’nin ihtişamlı mührüyle. Ne yazıyor biliyor musun sevgili Ebu Zer.
“Kim ki Ebu Zer’in yanına gider, onunla konuşursa ağır cezaya uğrayacaktır.”
Bunu söyleyen Muaviye sözde vahiy katibi İslam Devleti’nin Şam Valisi ve senin arkadaşın Ebu Zer.
Tecrit edilmiş bir hayatın içerisinden sürgün edilmiş bir hayata geçtiğinde ne düşündün bilmiyorum. Ve rebeze çöllerinde yapayalnız hayat sürdüğünde ve tek başına oralarda ölmeden önce neler geldi aklına kim bilir?
Biliyor musun İslam Halifesi Hz. Osman’a yazılan mektupta aynen şunlar yazıyordu:
“Şam Valisi Muaviye’den İslam devleti kumandanı Hz. Osman’a: “Ebuzer el-Gıfârî, derhal en uç noktada bir çöle sürgün edile”
Ve en acı olan ne biliyor musun Ebu Zer’e bu talep harfiyen yerine getiriliyor. Hiç itiraz yok. Neden sürgün edilmeli suali bile yok!
İslam halifesi seni rebezeye sürgün ediyor.
Bu çok acı değil mi Ebu Zer?
Sen kalbinle dili arasında istasyon tutmayan dilinle bedel ödedin. Haklıya haklı, haksıza haksız dedin. Bu yüzden bu dili kullanan herkes hayatın her evresinde bir yerlere sürgün ediliyor Ebu Zer.
Merak etme yalnız değilsin. Her berrak insanın bir rebezesi var. Ve onu sürgün eden bir halifesi. Ve sürgün ettiren bir de münafığı var. Yalnız değilsin!
Tarih boyunca Muaviyeler, Yezitler, Haccaclar hep kazanıyor Ebu Zer! Senin gibiler dünya hayatının çilesini Muaviye gibiler de saltanat ve debdebesini yaşıyor.
Hiç bekler miydin Hz. Osman’ın seni sürgün etmesini?
Güçlendikçe kurumsallaşan İslam devletinin, kızgın çöller üstünde çile çeken peygamberin arkadaşı olduğunu bildiği halde ümmetin en saygın sahabeleri seni sürgün eder miydi hiç!
Ama oluyor işte Ebu Zer. Şunu unutma, tarih seni rahmetle anıyor. Sen fakir ama dili zengin bir adamsın.
Muaviye’yi nasıl anıyor bilemem!
Bak ben nemli gözlerle Şam sokaklarında seni ararken Muaviye’ye ve onun dişi deveyi erkek deve diye inandıran şeytani zekasına ve biyat mantığı ile köleleşmiş ordusuna buğzederek günlerimi geçirdim.
Dımaşkin saltanat kokan sokaklarını neşfü nema ederken içimde hep seni anan bir duygu vardı.
Sevgili Ebu Zer. Yıl 2025 ve Dımaşk vuruluyor. Namı diyar Biladü’ş-Şam yanıyor. Gazze’den Kahire’ye, Beyrut’tan Halep’e… On beş yıldır yok ediliyor adımladığın şehir.
Entrikalar, siyonist kuşatmalar, Muaviye’ye benzeyen tipler Dımaşkin sokaklarında dolaşıyor. Şimdilerde adı Şam olan bu şehrin ne büyük hafızası var, Timurlenk bile geldi Yavuzlar, Salahaddinler, Hatemiler, Eyyubiler, Emeviler, Osmanlılar ve Selçuklular ne çok medeniyete eşlik ettiğini görüyoruz Ebu Zer.
Acılarımız büyük bugünlerde hemen dibindeki Ebu Zer. Gazze yanıyor Suriye 15 yıldır ateş topu. Entrikalar, saltanatlar ve kavgalar hiç bitmiyor. Rebeze çölleri hiç bitmiyor Ebu Zer…
“Ey adam Kufe’ye git ve Hz. Ali’ye de ki Muaviye’nin dişi deveyi erkek deve diyen 10.000 askeri var aklını başına alsın” Ve ne acı ki Muaviye kazanıyor Ebu Zer. Hz. Ali de bu dünyada senin gibi kaybediyor…
Ah Ebu Zer zaman geçse de entrikalar hiç değişmiyor!
Bilesin ki Damişkin sokakları aynı!
Yıl 2025 hile ve desiseler aynı!
Selam eder hürmetle ellerinden öperim.
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER