Son Dakika


Direği olmayan bir çadır nasıl yıkılmaya mahkûmsa, adaleti olmayan bir toplum da asla ayakta kalamaz! Oysa bugün adalet kelimesi kulağa ne kadar da hoş geliyor, değil mi?
Peki, bunu sadece dilimize dolayarak boğazımızdan aşağı inmeyen sahte bir söylem yerine, gerçek bir hayat felsefesi hâline getirseydik daha güzel olmaz mıydı? Ağızlarımızı doldura doldura, köpürte köpürte bu süslü cümleleri kuruyoruz ya… Oysa insan bir an olsun durup kendine baksa, derin bir tefekküre dalıp kendi gözündeki perdeyi aralasa ve dese ki: “Önce ben, önce ben adil olmalıyım!”
Zira adalet, güneşin etrafında pervane olan gezegenler misali bir yörüngede tavaf etmek değil midir? Siz adil olduğunuzda milyonlarca insan; tebessümle, gönül ferahlığıyla ve gecenin zifiri karanlığında birer ay gibi parlayarak etrafınızda “biz” olarak süzülmez mi? Adalet, insanları topyekûn birleştirip ruhları kirlerinden arındırmaz mı? Oysaki hak ve hukuk bir kitap olsaydı, onun besmelesi şüphesiz adalet olurdu. O kitabın ilk harfinden son noktasına kadar tek bir hüküm okunurdu: “Gerçeği bir çocuktan dahi duysanız, konu adaletse dürüstçe boyun eğin!” Asr-ı Saadet’in bize miras bıraktığı hakikat tam da budur.
Nitekim bir kişiye yapılan adaletsizliği, bütün bir topluma yapılmış saymalıyız. “Kardeşime yapılan haksızlık bana, bana yapılan haksızlık kardeşime yapılmıştır!” bilinciyle adaleti kuşanmalıyız. Öz anne babamızın, hatta kendi nefsimizin aleyhine dahi olsa adaleti titizlikle ayakta tutmalıyız. Ey varlık sahnesinin güzide topluluğu! “Emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun!” nidalarıyla semayı çınlatmalı ve unutmamalıyız ki: Bizi aldatan bizden değildir!
Hz. Mevlana’nın dediği gibi: “Adalet ağaca su vermektir, zulüm ise dikene su vermektir.” Şüphesiz dikene su vermemek, bedeli ne olursa olsun adil kalabilmek büyük bir cesaret ister. Hakiki cesaret; boynunda urgan varken dahi adaleti savunabilmek, o sehpayı kendi ellerinle itebilmektir. Ne mutlu dikene su vermeyip adaleti kendisine rehber kılanlara!
Zira bizler zalimi asla sevemeyeceğimiz gibi, zulmü avuçlarımız patlatırcasına alkışlayanlardan da olmayacağız. Yine de hiçbir topluluğu kinimizle boğmayacak, öfkemize yenilmeyeceğiz; zira bir gruba duyulan kin, bizi asla adaletsizliğe sevk etmemelidir. Biliyoruz ki doğruluktan saparak, yalanla yol yürünmez. Nitekim gönül erlerinin dediği gibi: “Yalan ile menzile varılmaz; sözü doğru olanın özü de bir olur.”
Nitekim Sevgili Peygamberimizin buyurduğu gibi: “Doğruluk insanı iyiliğe, iyilik ise cennete götürür.” Ne mutlu dürüstlüğü değişmez ilkesi kılanlara, ömrünü ve duruşunu sıddıkiyet makamıyla perçinleyenlere!
Harun TAŞKIRAN
Etiketler: adalet » adalet dünyayı döndürür » adalet terazisi » asrı saadet mirası » doğruluk insanı iyiliğe götürür » dürüstlük ilkesi » erdemli toplum » hak ve hukuk » hakiki cesaret ve adalet » harun taşkıran makaleleri » mülkün temeli adalet » önce ben adil olmalıyım » toplumsal adalet bilinci » vicdan ve ahlak » zulme karşı durmakYorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER