Son Dakika


Yazının Gizli Tarihi: ANU’dan Kenger’e, Aran’dan Göktürk’e Dünyayı Saran Medeniyet
Beşiktaş ve Trabzonspor’un Avrupa’daki Rakipleri Belli Oldu
Macaristan’da Kâbus Akşamı: Trabzonspor Ferencvaros’a Farklı Boyun Eğdi
Kartal Kaybetse de Turladı: Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi’nde Lig Aşamasına Yükseldi
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki rakipleri belli oldu!
Fenerbahçe 18 Yıl Sonra Şampiyonlar Ligi’nde!
Aradan yıllar geçmesine rağmen bazı görüntüler bir ülkenin hafızasından asla silinmez. 1999 Marmara Depremi denildiğinde zihnimizde yalnızca yıkılmış binalar değil; enkazın başından, “Yerini kaybetmeyelim, sesi kesilmesin” diyerek ayrılmayan yakınlar ve günlerce yardım bekleyen çaresiz sesler yer alır. 17 Ağustos 1999, Türkiye’deki afet yönetimi ve koordinasyonu açısından keskin bir dönüm noktasıdır. O gün yaşananlar, mevcut yapılanmanın yetersizliğini, kurumlar arası yetki karmaşasını ve arama-kurtarma kapasitesindeki eksiklikleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir.
Devlet kavramı süreklidir; hükümetler ise o devleti belli bir dönem yönetme sorumluluğunu üstlenir. 17 Ağustos’ta iş başında olan dönemin yönetim anlayışı ve kriz organizasyonu ile aradan geçen çeyrek asırlık zaman zarfında evrilen mekanizmalar elbette aynı kefeye konulamaz. 2009 yılında kurulan AFAD ve oluşturulan Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP) ile ulusal ve yerel düzeyde sistematik bir yapı hedeflenmiştir.
Ancak 6 Şubat 2023’te karşılaştığımız tablo, ölçek ve etki alanı bakımından bambaşka bir boyuttaydı. Kahramanmaraş merkezli, 11 ili ve 14 milyon insanı doğrudan etkileyen iki büyük deprem, yaklaşık 500 kilometrelik devasa bir kırılma alanına ulaştı. 1999’da kurulan sistem ve binlerce saha personeliyle devasa bir mücadele ortaya konulsa da, bu dev felaket bize çok daha rahatsız edici başka bir gerçeği öğretti: Afet, yalnızca devleti yönetenlerin değil, toplumun güvendiği sivil yapıların da sınavıdır.
6 Şubat’ta milletimiz eşsiz bir dayanışma örneği sergiledi. Ancak görünürlüğü yüksek bazı yapıların, sanatçıların ve fenomenlerin süreci bir güç gösterisine ve siyasallaştırılmış bir üstünlük diline dönüştürmesi, ilerleyen süreçte yaşanan adli vakalarla güvenin de enkaz altında kalabileceğini gösterdi. “Ünlü” olmak güvenilir olmak demek değildir; “STK” etiketi tek başına şeffaflık garantisi sağlamaz. Afet anlarında bağışların ve yardımların resmi devlet kurumları üzerinden yürütülmesi veya sivil toplum kuruluşlarının bağımsız denetime, mali raporlara ve mutlak şeffaflığa tabi olması hayati bir zorunluluktur.
Geçmişin tecrübeleri bize gösteriyor ki, afetler yaşandıktan sonra müdahale etmek yetmez; afet öncesinde riskleri azaltmak ve kriz anında saniyelerin bile hayati önem taşıdığı gerçeğiyle hareket etmek mecburiyetindeyiz. Artık 21. yüzyılın ilmi ve teknolojisi ışığında, geleneksel yöntemleri aşan yepyeni bir “afet müdahale mimarisi” inşa etmek zorundayız.
Bu bağlamda atılması gereken stratejik adımlar şunlardır:
Yapay Zeka ve İnsansı Robot Arama-Kurtarma Birimleri: İnsan hayatını riske atmadan, enkaz altında kesintisiz ve insandan çok daha hızlı görev yapabilecek yapay zeka destekli insansı robot arama-kurtarma birimleri, deprem riski yüksek bölgelerde kurulmalı ve her an göreve hazır halde tutulmalıdır.
Gelişmiş Gözlem ve Yönlendirme Dronları: Enkaz alanını belirli bir yükseklikten gece-gündüz fark etmeksizin birkaç dakika içinde tarayan, hem insanlı ekipleri hem de insansı robotları en doğru ve kritik noktaya yönlendiren yüksek teknoloji dron sistemleri entegre edilmelidir.
Yüksek Enerjili Lazer Kesim Teknolojileri: Fizik mühendislerinin öncülüğünde geliştirilecek, tonlarca ağırlıktaki beton blokları yüksek enerjili lazer ışınlarıyla hızlı ve güvenli bir şekilde kesebilecek araçlar enkaz kaldırma ve kurtarma sürelerini minimuma indirecektir.
Çok Amaçlı Kullanım ve Ekonomik Katkı: Geliştirilecek bu milli teknolojiler yalnızca depremlerde değil; orman yangınları başta olmak üzere şehir içi yangınlarda ve benzeri tüm acil durumlarda etkin olarak kullanılmalıdır. Teknolojinin yerli üretimi, ülkemizin savunma ve endüstriyel gücüne de büyük bir ekonomik katkı sağlayacaktır.
Deprem bir doğa olaydır; bir olayın yıkıcı bir “afete” dönüşüp dönüşmemesi ise büyük ölçüde toplumun farkındalığı, hazırlığı, denetim mekanizmaları ve yönetim kapasitesiyle doğrudan ilgilidir.
Rabbimizden milleti böylesine büyük acılardan muhafaza buyurmasını niyaz ediyoruz. Zemin etütlerinden yapı ruhsatlarına, denetim mekanizmalarından şehir planlamasına kadar her aşaması bilimsel ölçütlerle yürütülen bir Türkiye inşa etmek ortak sorumluluğumuzdur. Bu büyük afetlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet, her kademede fedakarca görev yapan devlet yetkililerine ve sahadaki tüm kahramanlara minnet ve şükranlarımızı sunarız.
Unutulmamalıdır ki, Rabbimizin insanlığa ilk emri olan “oku” ilahi emri, hayatın ve ilmin her alanında karşılaştığımız problemlerin en büyük çözüm anahtarıdır.
Hasan Nazmi YEKREK
Etiketler: 17 Ağustos depremi » 6 Şubat depremleri » AFAD » afet koordinasyonu » afet yönetimi » akıllı afet yönetimi » deprem güvenliği » insansı robotlar » lazer kesim teknolojisi » sivil toplum şeffaflığı » TAMP » teknolojik arama kurtarma » Türkiye afet planı » yapay zeka arama kurtarma » yüksek teknoloji afetYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
04 Eylül 2026 Dünya, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Din ve Yaşam, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Siyaset, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
01 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler