Son Dakika


Yazının Gizli Tarihi: ANU’dan Kenger’e, Aran’dan Göktürk’e Dünyayı Saran Medeniyet
Beşiktaş ve Trabzonspor’un Avrupa’daki Rakipleri Belli Oldu
Macaristan’da Kâbus Akşamı: Trabzonspor Ferencvaros’a Farklı Boyun Eğdi
Kartal Kaybetse de Turladı: Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi’nde Lig Aşamasına Yükseldi
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki rakipleri belli oldu!
Fenerbahçe 18 Yıl Sonra Şampiyonlar Ligi’nde!
Kadim Mezopotamya topraklarının bir parçası olan, bir yönüyle Türk devletlerinin at koşturup medeniyet kurduğu İran’a, çağımız dünyasından hangi gözle bakmalıyız?
Medeniyet algısı zaviyesinden bakacak olursak, Pers İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra bu topraklar üzerinde kurulan medeniyetlerin neredeyse tamamı, devlet bağlamında Türk devletleridir. Hatta İran’ın mezhepsel bağlamda Şii kültürünün gelişim safhasının en bariz göstergesi de Türklerin Şii kültürünü tercih etmesidir; bölgede Türkmenler de Farsiler de devletlerin totaliter yapısına bağlı olarak Şii kültürünü özümsemiştir.
Ancak tarih boyunca süren Şii-Sünni kavgalarının, ilmi mülahazalarla günümüz dünyasındaki alimler tarafından ele alınıp normalleştirilmesi kaçınılmazdır. İran’a giden herkes bilir ki İran bir Türk medeniyetidir; ne Şiilik ne Sünnilik, gelişen dünyamızda “olmazsa olmaz” bir değer değildir. Bu bağlamda herkesin şapkayı önüne alıp düşünce dünyasına çekidüzen vermesi gerekmektedir.
Siyasal Bağlamda İran
Bizi bugünlerde asıl ilgilendiren şey, İran Devleti’nin Batı medeniyeti tarafından “terör üreticisi bir çıbanbaşı” ilan edilmesine bağlı olarak, bölgedeki konumunu algılama konusundaki bakış açımızdır. Batı’nın önümüze koyduğu İran ile kadim birikimlerin neticesi olarak zihnimizde var olan İran, ne tevafuktur ki Batı’nın bir kalıba soktuğu İran’la aynı düzlemde kalıyor.
Batı’nın ağzıyla aşağıladığımız İran, İngiliz menşeli tasavvuf algısının içerisinde anlamsız bir Sünni dil oluşturan algıyla, bizi İran’ı gayriislami bir çizgide görmeye itiyor. Tarikatların üretmiş olduğu dindar yobaz çevreler, dünya hakikatlerinden bihaber olarak kendince ortaya koydukları Sünni İslam anlayışını bir yaşam çizgisi olmaktan ziyade, İran’a karşı bir cephe oluşturma kültürü olarak elinde tutuyor. Bu yaklaşım biçimi, cahil insanlar arasında İran’ın Amerika’dan veya İsrail’den farksız olduğu algısını bir ön koşul olarak kabullendiriyor.
Hayatında hiç İran’a gitmemiş, İran düşünce sistemiyle ilgili hiç kimseyle meşveret etmemiş, Caferi mezhebi veya Rafizilerin kültürüyle alakalı hiçbir şey okumamış insanların ahkam kesmesi kabul edilir bir şey değildir. İran, İslam toplumunu temsilen bugün İsrail’e ve Amerika’ya karşı fiili olarak çetin bir savaş vermektedir. Bugüne kadar ödediği bedelleri görmek istemeyen Sünni kafa, mevcut fiili savaşı bile bir manipülasyon olarak sulandırıp, İran’ın aslında “danışıklı dövüş” yaptığını söyleyecek kadar körleşmiştir.
İran’ın Lübnan’da, Yemen’de, Irak’ta ve kendi ekseninde Amerika’ya karşı verdiği fiili savaşlarla ilgili hiçbir detayı bilmeden, İran’ı Amerikancı ve İsrailci dünyanın pasörü olarak görmek en hafifinden ahlaksızlık ve cahilliktir. Uzun yıllardır savaş hazırlığı yapan, teknoloji ve mühimmat bakımından kendini geliştirmiş İran’ın, reelpolitiğe dayalı olarak net bir şekilde vermiş olduğu mücadeleyi akamete uğratmak ne Sünniliğe sığar ne de insanlığa.
Dünyaya diz çöktürmek gibi tüm insanlığı tektipleştirmek ekseninde bir projeyi devreye sokmaya çalışan sapkın bir anlayışla, Armageddon Savaşı’nı çıkartıp “Büyük Sıfırlama”yı planlayan azgın güruha karşı verilen mücadele onların sinirlerini bozduğu halde, bizim kendi Sünni dünyamızda hiç yer tutmaması oldukça düşündürücüdür.
Siyasal anlamda Erbakan Hoca’nın tedrisatından geçmiş ve dünya görüşünü devlet yönetme pratiğine dönüştürmüş Türkiye Müslümanları, rahmetli Erbakan Hoca’nın 2009 yılında İran’a gidip onlara vazünasihatte bulunurken söylediklerini görmezden geliyorlar. Siz hiç Erbakan Hoca’nın ağzından “İran Şiidir, İran terk edilmelidir veya tekfir edilmelidir” sözünü duydunuz mu? Siyasal anlayış bakımından değer verdiğiniz Erbakan Hoca’nın dünya okuma biçimi, akıl ve feraset anlayışı sizden daha mı düşük?
1997 yılında Başbakan olduğunda ilk yaptığı iş İran ziyareti olmuş ve insanlık için D-8’leri kurmuştu. İranlı mevkidaşlarından ve düşünce kanaat önderlerinden hiç kimse “Sen Sünnisin, bunu yapamazsın” dememişti. Erbakan Hoca’nın da Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da kullandığı dil çok zarif bir şekilde bize gösteriyor ki: Bizim ne Sünnilik ne Şiilik diye bir dinimiz var; bizim dinimiz sadece İslam’dır.
Bu çizgiyi ve bu dili kullandığımız sürece konu kökünden çözülürken, Batı eksenli düşünce kuruluşlarının dayattığı Sünnilik algısıyla bugün İran’ın verdiği mücadeleyi görmezden geliyoruz. İran, 12 Gün Savaşları’ndan sonra bugün vermiş olduğu 16 günlük mücadelede kararlı bir şekilde ölmeyi ve öldürmeyi göze almıştır. “Delinmez” denilen Çelik Kubbe’yi vurmuş, Amerikan üslerinin neredeyse tamamını hedef almıştır.
İran’ın en hassas davrandığı ülkeler Türkiye ve Azerbaycan’dır. Çünkü stratejik olarak bilir ki Türkiye bir NATO üyesidir ve Türkiye’nin düşmanlığı sadece Türkiye ile sınırlı değildir. NATO’nun dördüncü maddesi çok açıktır: Üye olan herhangi bir ülkeye yapılan saldırı NATO’ya yapılmış sayılır. Bu bağlamda Türk devleti de hassas olunması gerektiğinin farkındadır; ülkemize düştüğü iddia edilen üç tane füzenin akıbetiyle ilgili İran tarafı da Türk tarafı da hassasiyetli bir dil kullanmaktadır.
Allah korusun, İran’la Türkiye’nin karşı karşıya getirilmesi, İslam kültürünün devlet düzeyinde tamamen yok edilmesi anlamına gelir. Çünkü İslam toplumunun en kadim ve en geleneksel kökleri olan iki devleti İran ve Türkiye’dir. İran ve Türkiye kardeştir; ticari ve kültürel bağlamda birbirlerine karşı sorumlulukları vardır. Batı ve İsrail, bu güçlü iki devleti birbirine kırdırmak için her türlü entrikayı yapabilir. Dikkatli olmak zorundayız. Devlet aklıyla hareket edip böyle tezgah ve oyunlara gelmememiz gerekiyor. Ben Türk devlet aklının buna müsaade etmeyeceğini umut ediyorum.
İsrail’in kuduz köpekler gibi Gazze’ye saldıran ve tüm dünyaya ayar veren ahlaksız lideri Netanyahu, 16 gündür ortalıklarda yoktur. Öldüyse Allah azabını kavi eylesin; eğer ölmediyse başına düşen bombaların, yıkılan evlerin ve acı çeken halkın acısını misliyle tatsın. Mazlumların ahı onun cehennemi olsun.
Dünyayı tektipleştirmek için mücadele veren bu sapkın zihniyetin İran eliyle yok edilmesini ve tüm İslam toplumlarının kardeşliğine vesile olmasını temenni ederim.
Zalimler için yaşasın cehennem!
Fatih Alim DAŞPINAR
Etiketler: Batı merkezli algı operasyonları » bölge barışı ve istikrar » bölge siyaseti ve jeopolitik » emperyalizmle mücadele » Erbakan D8 vizyonu » Fatih Alim Daşpınar » İran Türkiye kardeşliği » İslam dünyasında birlik » kadim medeniyetler havzası » küresel güçlerin oyunları » mezhep savaşları tuzağı » Ortadoğu'da barış arayışı » Şii Sünni kardeşliği » siyasal İslam ve feraset » Türk devletleri tarihi » Türk-İran stratejik bağlarıYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
04 Eylül 2026 Dünya, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Din ve Yaşam, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Siyaset, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
01 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler