Son Dakika


Yazının Gizli Tarihi: ANU’dan Kenger’e, Aran’dan Göktürk’e Dünyayı Saran Medeniyet
Beşiktaş ve Trabzonspor’un Avrupa’daki Rakipleri Belli Oldu
Macaristan’da Kâbus Akşamı: Trabzonspor Ferencvaros’a Farklı Boyun Eğdi
Kartal Kaybetse de Turladı: Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi’nde Lig Aşamasına Yükseldi
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki rakipleri belli oldu!
Fenerbahçe 18 Yıl Sonra Şampiyonlar Ligi’nde!
Sekiz yıllık eğitimle başlayan köy okullarının kapatılma süreci, kısa zamanda meyvesini vermişti. Çocuğunu zorunlu olarak okutmak için kasabaya, ilçeye ve büyükşehirlere akın eden insanlar köylerini terk etti. Evler bomboş; kamuya ait olan okullar terk edilmiş vaziyette, yabani hayvanların ve otların istilasına uğramış durumda.
Kentsel yaşama teşvik eden iktidarların neredeyse tamamı bu günahın ortağı. Köylerin boşaltılması derin bir projenin sonucudur. Bir ülkede doğal yaşam alanları yok edilirse; doğal sular, ekilip dikilen alanlar terk edilirse; evler yaşanmaz halde bırakılırsa ve “aç köpekler bir araba gelip bir şeyler verse de karnımızı doyursak” derse o ülkede düzen bozulur.

Yabani otlar bağ bahçeyi sararsa, yıkık dökük viranelerin içerisinde yaşam yok edilirse, köylüler kendi kültürleriyle şehirlere inip gettolar oluşturursa; ne o şehirden medet umulur, ne o şehrin kadim medeniyetinden söz edilebilir, ne de köylerin bir nefes kadar muteber oksijeninden bahsedilebilir.

Yıllardır fırsat buldukça Bursa’nın köylerini geziyorum. Abartısız söylüyorum ki o güzelim dağ köylerinin neredeyse tamamı, %80 itibarıyla boşalmış. O yeşil vadiler, o rengarenk çiçeklerin açtığı, kuşların öttüğü yemyeşil ovalar ve çam ormanları terk edilmiş vaziyette görünüyor.
Altmışlı yıllardan sonra başlayan kırsaldan kente göç, Anadolu insanının hayatında büyük bir umut olarak yer tutar. Sigorta güvencesi ve çocuklarını okutabilmek için büyükşehirlere akın eden kontrolsüz kalabalıklar, köylerini terk etmenin nasıl bir vebal olduğunu hiçbir zaman anlayamadı. Aynı şekilde iktidarlar da bu kitlesel göçlerin önünü açarak Anadolu köylüsüne nasıl bir bedel ödettiğini bilmeden anlamsız yasalar çıkarttı. Bunların başında sekiz yıllık eğitim ve köy okullarının kapatılması geliyor.

Düşünebiliyor musunuz, Anadolu’nun her köyünde okul var ve maalesef ki bu okulların hiçbir tanesi aktif değil. Yıllar önce bir vakıf adına Urfa’nın yakın köylerindeki okullar için bir proje planlamıştık. Okulları Milli Eğitim’den kiralayıp butik özel okullar yapmayı amaçladık. Bursa’nın büyük ilçelerinden bir tanesinin milli eğitim müdürü, tabir caizse projemize gülmüştü. İçler acısı binaları kamuya kazandırmak, projelendirmek ve butik köy okulları inşa etmek planımız dikkate bile alınmamıştı.

Şimdi soruyorum: Bu binaları çürütmekteki amaç ve gayeniz nedir? Köyleri boşaltmaktaki, “Büyükşehir Yasası” çıkartarak dağ başlarındaki köyleri mahalle yapmaktaki amacınız ne? Arazisinin başına bir tane konteyner koyan, derme çatma 30 metrekarelik ev yapan adamın evini yıkmaktaki gayeniz ne?
Bölünmüş, parçalanmış arazilerdeki küçük toprakların bir yaşam alanına dönüşmesinde, kent ve kırsal arasında bir bağ kurma eğiliminde olan insanların önünü kesmekteki gayeniz ne? Endüstriyel tarım ve gıdanın sanayileşmesi korkunç bir tehlikeyi içinde barındırıyorken; köylerdeki ambarlarda tohum saklayan, eken insanların yaşam alanlarını yok etmenin nasıl bir sonuç doğurduğunu göremiyor musunuz? Gıdanın, havanın ve doğanın en kadim yöntemlerle yaşatılabileceği alanların buralar olduğunu bilmiyor musunuz, idrak edemiyor musunuz?
Biraz Allah’tan korkun ve yasalarınızı gözden geçirin. Kırsalı boşaltmak felakettir. Köy okullarını kapatmak büyük bir cehaletti. Köyleri bu şekilde kaderine bırakıp hiçbir şey yapmamak, kırsaldaki eğitim damarlarını kesmek; gelecek nesillerin kırsal hayatla bağının tamamen kopmasıdır.
Hiç şüpheniz olmasın ki mesele köylülük değil, köylüler de değil; ama köy hayatı bir milletin nefesidir. Türkiye’de kırsal hayat %20’nin altına düşmüştür. Köylerde marketlerden alınan yoğurt, süt ve yumurtalar ile hayat devam etmektedir. Ekip dikme işleri bitmiştir. Sınırlı sayıda insanın olduğu ve sınırlı sayıda arazinin ekildiği bir kırsal yaşam kalmıştır.
Kadim şehirleri gettolaştırmak, eğitimi aile terbiyesinin havuzundan çıkartıp geçim darlığı çeken eğiticilerin elinde bırakmak ve en vahimi, hayatımızın en itibarlı insanları olduğunu düşündüğümüz öğretmenleri itibarsız hale getirmek bir ülke için felaket değil de nedir?
İnsan yaşadığı şehre aittir. İnsan doğup büyüdüğü köye aittir. İnsan varlığını, üzerinde hakimiyet kuran devletinin sınırlarına ait hisseder ve oraya adar. Kontrolsüz göç bir felakettir.

Sonuç olarak; köyler Anadolu’da hızla yok edilmeye mahkum hale getirilmiş; kerpiçten, tuğladan, topraktan ve ahşaptan yapılmış evler ıssız mahallelerine dönüşmüştür. Şükrü Erbaş’ın “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz” şiirini şöyle anlamak gerekir: Köylülüğü niçin öldürmeliyiz ve köyleri niçin yaşatmalıyız?
Esas olan köylülerin ölmesi meselesi değil, köyün yaşamasıdır. Köyü yaşat ki küresel sömürge oluşmasın.
Fatih Alim DAŞPINAR
Etiketler: Anadolu köylerinin boşaltılması » Bursa köy hayatı » Büyükşehir Yasası köy eleştirisi » endüstriyel tarım tehlikesi » gıda güvenliği ve hayvancılık » kadim köy kültürü » kırsal kalkınma ve tarım » kırsaldan kente göçün sonuçları » köy okulları projesi » köy okullarının kapatılması » köyden kente göçün zararları » sekiz yıllık eğitim ve köyler » terk edilmiş köy okulları » Türkiye'de kırsal nüfus kaybı » yerel basın köy haberleriYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
04 Eylül 2026 Dünya, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Din ve Yaşam, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Siyaset, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
01 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler