Son Dakika


“Milli mücadele yıllarında Sivrihisar’da yaşanmış ibretlik bir kahramanlık destanı” Müderris Çamzade Mehmet Efendi ikindi ezanına yarım saat kala gelmiş, caminin avlusunda yerini almıştı. Çünkü uzun süre uzak kaldığı kasabanın, ahalinin ahvalini öğrenmek isterdi. İşte çocukluk arkadaşı kasabanın zanaatkâr esnafından yemeni ustası Tevhid Bey, mutluluktan gözlerinin içi gülerek:
– Hoş geldin, sefalar getirdin kardeşim Mehmed…
İki eski dost sarmaş dolaş, musafahalaştılar. Hal hatır sorma faslından sonra Çamzade Mehmet Efendi;
– Kasaba ne durumda, kasaba halkı ne işle meşgul? Gibi soruları nefes almadan birbiri ardına sıraladı. Tevhid Bey:
– Kasabada kayda değer bir gelişme ve değişme yok; çiftçi, esnaf zanaatkar kendi halinde işinde gücünde. Art arda harfler genç nüfusun yok denecek kadar azalmasına sebep oldu. İhtiyarlar, çocuk yaştaki delikanlılar, kadınlar, kızlar cephede savaşamayacak durumdaki gaziler işleri devam ettirmeye çalışıyorlar. İşlerimiz durma noktasında günler oluyor bir çift yemeni satacak vatandaş bulamıyoruz. Halk ihtiyaçları ziyade vatan derdinde. İstanbul hükumeti idareye hâkim değil, vatan toprakları yer yer işgal ediliyor. Bir tarafta harpler, bir tarafı yokluk kasaba halkını tüketti. İstikbalimiz pekiyi görünmüyor. Allah bundan daha kötü günler göstermesin! diyerek sözlerini tamamladı.
Bu sırada Bekirzade İbrahim ve Evliyazade Salim’de bu sohbete katıldılar. İkindi ezanı okunmak üzereydi. Kasaba ahalisi hakkında daha geniş bilgi toplamak için esnafı ziyaret etmeğe karar verdiler. Namaz çıkışında şadırvanın yanında kasaba ahalisinden birkaç kişiyi de yanlarına alarak, Aziz Mahmud Hüdai camisine giden yolun başındaki dükkândan ziyarete başladılar. Bu dükkân kasabanın meşhur yemenicilerinden Tombakzade Yusuf’un dükkânıydı. Dükkânda biri sekiz, diğeri on yaşlarında iki çocuk, yetmiş yaşlarında, sakallı diz kapağından aşağı sağ bacağı olmayan bir ihtiyar bulunuyordu. Çamzade Mehmet Efendi önde, diğerleri arkada yemenici dükkânına girdiler. Selamlaştılar, hal hatırdan sonra ziyaret sebeplerini anlattılar. Yemenici Tombakzade Yusuf gözlüklerin üzerinden bakarak hem söylenilenleri heyecanla dinliyor hem de elindeki yemeniyi ters, düz ediyordu. Söz sırası kendine gelince, yılların gergef işlediği yüzü hüzünlendi, gözlerini uzaklara çevirerek, iç geçirdi:
– Oğullarım sizleri niyetlerinizden dolayı tebrik ederim. Muvaffakiyetiniz için Allah’a duacıyım. Bu millet tarih boyu esir olmamış, boynuna esaret zinciri takacak hiç devlet çıkmamıştır. Bu millet istiklal imtihanını da başarıyla verecek. Bu çalışmanızda bana da, torunlarıma da vazife verirseniz, Yemen’de İngilizlerle yarım kalmış hesabımı kapatırım. Çanakkale’de, Galiçya’da şehit oğullarına karşı vazifemi yapmış olurum. Vazifeye hazırız. Dedi.Sırayla bedestende bulunan demirciler, bakırcılar, semerciler, keçeciler, hallaçlar, yağcılar, helvacılar arastalarını dükkân dükkân gezdiler. Evliyazade Salim sohbet esnasında konuşulanları ve tespitlerini bir deftere yazıyordu. İşgalci devletlere karşı direniş konusunda kasaba ahalisinden beklediklerinden fazla destek olacağı kanaati hâsıl oldu. Yatsı namazlarını Aziz Mahmud Hüdai Camiinde eda ettiler. Cami çıkışında ertesi günü askerlik şubesine gidip düşüncelerini yetkililere anlatarak işbirliği yapmaya karar verdiler.
Buğday pazarı meydanında bulunan Hoşkadem Camii avlusunda günün erken saatinde vatansever halktan birkaç kişiyle grup oluşturan gençler buluştular. Yunus hoca kümbeti yanında mezarlığa girdiler işte Tahtalı Evliyanın Türbesi önündeler ziyaretten sonra askerlik şubesinin yolunu tuttular. Askerlik şubesinin kapısında onları nöbetçi nefer karşıladı. Askerlik Şubesi kumandanı Fazıl Bey ile görüşmek istediklerini bildirdiler nöbetçi Nefer sağdan ilerideki üçüncü kapıyı gösterdi odanın kapısı açıldı grubun sözcüsü Çamzade Mehmet izin isteyerek Mülazım Fazıl beyin odasına girdiler Çamzade Mehmet kendini tanıttıktan sonra geniş geniş sebeplerini anlatacaktı ki Mülazım Fazıl Bey işaret parmağını dudağına götürerek sus işareti yaptı. Misafirlerini odasına aldı yer gösterdi kapıyı kapattı. Herkes oturduktan sonra buyurun Çamzade diyerek sözü ona verdi. Çamzade Mehmet arkadaşlarını tanıttı daha önce İstanbul’da Dâr’ul Fünun’da vazifeli olduklarını vatanımızın her yeri düşmanlar tarafından işgal edilmesine tahammül edemediklerinden istifade ettiklerini anlattı. Doğup büyüdükleri bu kasabaya dönmelerine sebeplerinin düşmana karşı gösterilecek direnişte vazife almak olduğunu belirtti kasabaya gelirken tren yolunda yaşadıklarını tek tek anlattı. Bir gün önce kasaba halkına ulaştıklarını bu konuya onların desteklerinin sonsuz olduğunu söyledi. Kendileriyle bu konuda istişare etmek olduğunu açıklayarak sözlerini tamamladı.
Mülazım Fazıl Bey kasaba çevresindeki stratejik konumu askeri yönden gücü hakkında bilgi verdi. Orda bulunanlar Son Osmanlı Meclisi’nin aldığı misakı milli kararına Mondros Ateşkes Anlaşması ve Sevr Anlaşması’nın maddelerini tek tek açıkladı. Bu açıklmalara dayanarak Eskişehir ve çevresindeki İngiliz askerlerinin birliklerinin varlığına ve buralara destek veren Rum Ermeni azınlıkların yanlı tutumlarından casusluk çalışmalarından söz etti. Bütün bunların karşısında kasaba halkı olarak İstanbul veya diğer vilayetlerden gelen vatansever, münevver vatandaşlarımızın desteği ile Sivrihisar Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurmayı düşündüklerini söyledi. Bu maksatla 17 Teşrinievvel 1335 tarihinde kasaba müftüsünün başkanlığında Sölpükzade Ömer Rıfkı’nın evinde gizli bir toplantı yapılacaklarını haber verildikten sonra artık bu konular o toplantıda daha tafsilatlı istişare ederiz diye sözlerini noktaladı.
Takvimler 1919 yılı ekim ayının 17’sini gösteriyordu. Gecenin karanlığı kasabanın üzerine bir kâbus gibi çökmüştü. İnsanlar sokaklardan elini eteğini çekmişti. Ancak Sölpükzade Ömer Rıfkı’nın evinin bulunduğu sokakta bir hareketlilik kasaba eşrafından, devlet ekranından kişiler birer ikişer eve akın ediyordu. 30’a yakın kişi toplantıya iştirak ediyordu. Müftü Mehmet Niyazi Bey dua ile toplantıya açtı. Daha önceden kararlaştırıldığı gibi başkanlığa kasaba müftüsü ve üyeler seçildi. Gündem maddelerinde İşgale karşı direnişi tertip ve sevk etmek maksadıyla Sivrihisar Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti kurulması, Eskişehir’deki İngiliz askeri birliklerine karşı ilk hareketi düzenleyen Ali Fuat Paşa’nın kuvvetlerine katılacak müfrezenin teşkili, Sivas kongresindeki kararların okunması bu kararlara uyulması, Maraş Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti gibi Anadolu’daki cemiyetlere yapılacak yardımlar bulunuyordu. Toplantı sabaha kadar sürdü. Bu toplantıda alınan karar gereği Sivrihisar Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti kuruldu. İdare heyeti seçimi ise toplantıdan sonraki ilk cuma günü Cami-i Kebirde cuma (ulu cami) namazına müteakip yapılacaktı. Kasabanın nahiye ve köylerine bu konuda haberler gönderildi. Mütefekkir şairlerimizden Mehmed Akif Sivrihisar’a davet edilmişti. O gün Cami-i Kebirin önü ana baba günü, köyden nahiyeden bir kasaba halkından erkeği, kadını, ihtiyarı, genci camiye girebilmek için namazdan saatler önce uğraş veriyor işte beklenen misafir caminin doğu kapısında görüldü. Halk onu heyecanla bekliyordu.
Mehmet Akif selamlama konuşmasından sonra kürsüden şöyle diyordu: “Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak alacak bir ölüm varsa eminim budur ancak. Ey dipdiri meyyit iki el bir baş içindir. Davransana… Ellerde senin, başta senindir. Sahipsiz olan memleketin batması haktır. Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır. Veririz baş başa, zira sonu hüsran-ı mübin ne hükumet kalıyor ortada billahi ne din. Medeniyet çoktan beridir size diş biliyor. Evvela parçalamak sonra da tutmak istiyor. Ey cemaati Müslimin milli mücadeleye katılmak gerek. Çünkü bu mücadele İslam Dünyasının kurtuluşuna hizmet edecektir. İşte birbirimize karşı irtikâp ettiğimiz duygusuzlık kaygısızlık neticesidir ki düşman silah ile düşman parası ile donatılan Yunan çeteleri koca Aydın vilayetini, koca Bursa vilayetini yakarak, yıkarak Anadolu’nun göbeğine doğru sokuluyor da beri taraftaki Müslümanlardan “halife ordusu” geliyormuş diye istikbale hazırlanmak isteyen sersemler bile bulunuyor! Bu yöne gelenler halife ordusu değil bilhassa düşman kuvvetleri, isteyen gençler Hamidiye köyüne kadar gidip tecrübe etsinler… Öğle vakti girmiş, vaaz epey uzamıştı. Hava soğuk olmasına rağmen cemaat avluya taşmıştı. Halk vaazın bitmesini istemiyordu. Hutbede hatip Sivrihisar Müdafaa-ı Hukuk Cemiyetinin kurulduğunu namazdan sonra idare heyeti seçimi yapılacağını ilan etti.
Cuma namazı eda edildi. Cemaatin huzurunda yapılan seçimle idare heyetine Evliyazade Salimefendi, Çamzade Mehmet Efendi, Bekirzade İbrahim Bey, Amasyalizade Talat Bey seçildiler. Mütefekkir Münevver Şair Mehmed Akif’in konuşmaları kasaba halkını derinden etkiledi. Milli mücadele konusunda cesaretlendirdi, birlik beraberlik olmalarını sağladı. Teşkil edilen Milli mücadele kuvvetlerine canlarıyla mallarıyla katıldılar. Eski Müderris Çamzade Mehmet, Bekirzade İbrahim, Evliyazade Salim Milli Mücadele kuvvetlerinin verdiği kısa süreli askeri topçu ve süvari eğitimi aldılar. Bir süre sonrada mülazım rütbesiyle ordu saflarında vazifeye çağrıldılar. Memleket sathında seferberlik ilan edilmiş, kasabada eli silah tutan kim varsa; hatta sokakta çelik çomak oynayan, yeni bıyıkları çıkmaya başlamış on dört, on beş yaşındaki çocuklar “şahsen” kaydı ile asker alınmış kısa bir eğitimden sonra cepheye sevk edilmişti.
Yunanlılar Anadolu içlerine doğru işgal alanlarını genişlettiler. Bunu itilaf devletleri, özellikle İngiltere’nin adım ve desteği ile yapıyorlardı. Yunanlılar Bursa’dan Eskişehir’e Uşak’tan Afyona saldırıya geçti. Kütahya muharebeleri sonunda Afyon, Eskişehir ve Kütahya Yunanlılar tarafından işgal edildi. Türk ordusu daha fazla kayıp vermemek için Mustafa Kemal’in emriyle Sakarya ırmağının doğusuna çekildi. Türk ordusu nehrin doğusunda, Yunan ordusu batısına mevzilendi. Türk ordusu yüz kilometrelik uzunluğundaki bir alanı müdafaa ediyordu. Yunan ordusunun top atarak saldırmasıyla Sakarya Meydan muharebesi başlamış oldu. Mülazım-ı evvel Çamzade Mehmet ve Mülazım Evliyazade Salim neferleri ile kahramanca kendilerine verilen cepheyi top ve havanla savunuyorlardı. Çatışmalar şiddetlenmiş, cehennemi bir manzara; gökyüzüne yükselen dumanlar, top sesleri mermi vızıltıları insan şekeri ve barut kokusu ile birbirine karışıyor. Karşıdaki düşman bataryası çok etkili atışlar yapıyor. Topçu ve piyade nefeslerimizi bir bir şehit oluyor, büyük kayıplar veriyorduk. Düşman topçu bataryalarını susturmak ne mümkün? Tam o sırada kahramanlarımızın yanından ön yaşlarında bir çocuk beliriverdi.
– Selamun Aleyküm amcalar bir top mermisi de ben atabilir miyim?
Mülazım Evliyazade Salim öfkeli öfkeli bağırarak.
– Bu cehennemde bu çocuğun işi ne? Uzaklaştırın bu çocuğu buradan diye neferlerine emirler veriyordu.
Mülazım-ı evvel Çamzade Mehmet neferlere dönerek:
– Biz sabahtan beri yüzlerce mermi attık, bırakalım bir tanede o atsın ne olur sanki dedi.
Küçük çocuk bu sözleri duyunca yay gibi yerinden fırladı. Topun başına geçti. Usta topçular gibi topu düşman mevziine hedefledi. Bismillahirrahmanirrahim, Ya Allah diyerek topu hedefe gönderdi. O da ne tam isabet. Top hedefini bulmuş, birinci patlamadan sonra hedefte ikinci bir müthiş patlama sesi daha duyuldu. Düşman topçu bataryası o anda sustu.
Mülazım Evliyazade Salim düşman bataryasına hayretle bakarak:
– Helal olsun sana… Hadi yiğidim bir daha at.
Bataryada herkes hayretler içinde, gözler çocuğu arıyor ama nafile, çocuk ortalıkta yok. Sır olmuş. Günler sonra Yunan kuvvetleri Sakarya önlerinde mağlup olmuş batıya çekilmişti.
Topçu bataryamızda bulunan kahramanlarımız düşman mevziilerini gezerken. Türk mevzilerine kan kusturan yunan topçu bataryasını görünce daha çok hayret ettiler. Çünkü sır olan çocuğun attığı mermi düşman havan topunun namlusunu girmiş, namluda ki mermiyi de patlatmış o müthiş patlama sesi duyulmuştu. Ondan sonra düşman bataryasından ses seda çıkmamıştı.
Bu manzara karşısında Mülazım-ı evvel Çamzade Mehmed’in dudaklarından Ali İmran suresi on dördüncü ayeti dökülüverdi. “Bismillahirrahmanirrahim; birbirleriyle savaşan iki ordunun durumu size ibretti. Bunlardan bir taraf Allah yolunda çarpışıyordu. Bir tarafta imansızdı. İmansızlar, gözleriyle müminleri olduklarının iki misli görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla zafere ulaştırır. Bunda anlayış sahipleri için kesin bir ibret vardır.” Sadagallahülazim.
Yusuf Mesut KİLCİ-Anadolu Hikayeleri
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER