Son Dakika


Dün İstanbul’daydım. Gazze için düzenlenen Beyazıt-Sultanhamet arası yürüyüşe katılmak için hazırlandım.
İçime sinmese de gidecektim. İçimdeki isyana rağmen katılmak istedim. Üsküdar’dan gemiyle Eminönü geçip içimdeki isyanı kalabalıkların içine gireyim ve dile getireyim dedim.
Sonra birden vazgeçtim.
Gerekçem vardı.
İçime sinmeyen şeyler.
Aklıma daha önceki kadük kalan mitingler geldi.
Saraçhane, Beyazıt, Üsküdar, Ümraniye, Maltepe ne bileyim üç beş kez katıldığım mitingler geldi.
Her defasında dönerken şu cümleyi kurdum.
Evet yine gazımız alındı.
Ne oldu şimdi?
Döndüm baktım görünüşte hiçbir şey.
Yarın ne olabilir dedim!
Yarını bekledim.
Ne oldu?
Hiçbir şey.
Bir sonraki gün yine bir şey yok.
Günler haftalar geçti hiçbir şey yok.
Gazze mefruc,
Gazze bitab
Gazze yorgun
Gazze şehid….
O yüzden döndüm Mihrimah Sultan Camiine uğradım.
İsyanını yere bırakıp yedi iklime geçtim.
Oturdum bir çay içtim.
Gazımın boşalmasına şükrettim ilkin.
İyi ki gitmedim dedim.
Sonra otururken bir de maziye indim.
On üç yaşlarında bizi Beyazıt meydanlarına sürükleyen abilerim aklıma geldi.
Ümraniye, Karabekir Camiinde Emir EŞ hocanın Kudüs ve intifada konuşmalarını, Fuat ÇAĞLAR’ın konuşmalarını hatırladım.
Tekrar defalarca Beyazıt meydanlarında yaptığımız körpe yüreklere;
Kahrolsun İsrail
Kahrolsun ABD
Kahrolsun laiklik
Sloganlarunın dudaklarımızdan nasıl döküldüğünü hatırladım.
Tam kırk yıl geçmişti.
Sonra, kahrolsun dediklerimizin aldığı yollara, ulaştığı hedeflere baktım.
Irak gözlerimizin önünde parçalandı.
Kudüs tedricen işgal edildi.
Hamas Gazze’ye sürgün edildi.
Suriye, Mısır, Libya, Bosna, Kosova,
Neresi geliyorsa aklınıza…
Bosna mitingi yapmıştık Taksim’de, Yıl 1992.
Cevat ÖZKAYALAR ve körpe yürekleriyle delikanlı çağına gelmiş bizler, hep aynıydık.
Bu biraz farklıydı.
Seste getirdi!
Yardım bidonlarının başında beyaz yeleklerle beklerken Turgut ÖZAL, benim bidonun başına geleli.
Kolay gelsin delikanlı.
Sağolun efendim.
İçi boş görünüyor
Dolana kadar bekle.
Aferin sana.
Teşekkür ederim efendim.
Kürsüye yakındı bidonum.
Konuştu.
Kullanılan kimyasal gazlar telin edildi.
Her şeye rağmen hatırladığım en demokrat en normal en keyifli miting olarak hafızalarımda yerini korur.
İki yıl sonra Dayton Anlaşması ve felç edilmiş bir Bosna.
Sloganlarımız yine bir işe yaramamıştı.
Irak katledilirken merhum Erbakan hocanın çağlayan mitingine katılmıştım.
Duygu doluydu.
Uyarıcı öğretici ve sahici.
Ankara’ya çakıyordu.
O da bir işe yaramadı.
Fellüce katledildi.
Irak tarumar.
Köpek tasmasına bağlanmış Ebu Gureyp mahkumları ekranlarınıza servis edildi.
Biz miting yaptıkça onlar iş yaptı.
Kırk yıldır bağırıyoruz.
Sesimiz kısıldı.
Dişimiz söküldü.
Belimiz büküldü.
Ama hiçbir şey olmadı.
Birinci Gazze kuşatmasında Şam’a gittik,
Beşşar Esad, bize meydanları açtı yine miting yaptık.
“Suriye, Türkiye belde vahide”
Döndük geldik.
Hakan ALBAYRAK, Yasin AKTAY, Fatih TEZCAN…
Döndük geldik.
Yine hiçbir şey olmadı.
Gazze öne çıkarıldı Kudüs unutturuldu.
Erdoğan ülke dışında Beyrut’ta miting yaptı.
Kahire’de belkide bir başka ülkenin Başbakanının en büyük mitingi Adeviyye Meydanında oldu.
Sonra Mursi hal fermanı okunmadan halledildi.
Bursa’da, İstanbul’da mitinglere yürüyüşlere katıldık.
Yine hiçbir şey olmadı.
Öncesinde Mavi Marmara isyanları.
Bursa’dan İstanbul İsrail konsolosluğuna otobüslerle insan taşıdık.
Bağırdık, bağırdım, bağırdılar.
Hep birlikte kahrolsun İsrail dedik.
Hiçbir şey olmadı.
İsrail kahrolmadı.
Bağırıyorduk, bağırıyorduk, bağırıyorduk hiçbir şey olmuyordu.
Kırk yıldır kendimi bildim bileli bağırdık.
Öncesinde de abilerimiz, başkaları bağırmıştı şüphesiz.
Bağırmak ne oluyordu.
Bir şeyi çözmüyorsak bağırmak ne?
İşte o yüzden gitmedim Beyazıt’a
İster kız ister kızma.
Sonra gün bitti.
Ekranlara baktım, yanılmadım.
Aynı yüzler aynı sayı ve koca bir hiç!
Yarın ne olacak?
İnanın hiçbir şey!
Peki, sahiden de biz neden bağırıyoruz?
Fatih Alim DAŞPINAR
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER