Son Dakika


Yazının Gizli Tarihi: ANU’dan Kenger’e, Aran’dan Göktürk’e Dünyayı Saran Medeniyet
Beşiktaş ve Trabzonspor’un Avrupa’daki Rakipleri Belli Oldu
Macaristan’da Kâbus Akşamı: Trabzonspor Ferencvaros’a Farklı Boyun Eğdi
Kartal Kaybetse de Turladı: Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi’nde Lig Aşamasına Yükseldi
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki rakipleri belli oldu!
Fenerbahçe 18 Yıl Sonra Şampiyonlar Ligi’nde!
Filistin’deki son saldırılar ve sivil ölümlerinin büyüklüğü, yaşanan trajedinin basit bir toprak anlaşmazlığının ötesine geçtiği inancını kökleştirmiştir; sahada görülen yıkım, eylemlerin temelinde Müslüman kimliğine karşı sistematik bir hedefleme algısını güçlendirmektedir.
Geleneksel siyasi analizler çatışmayı coğrafi ve tarihsel nedenlere bağlarken, hastanelerin, okulların, çocukların, kadınların, yaşlıların, ambulansların, doktorların, gazetecilerin ve masumların hedef alınması, durumu tüm Müslüman dünyasının vicdanında varoluşsal bir tehdit haline getirmiştir.
Diplomatik çağrılar, kınamalar ve parçalı yaptırımlar bu büyük acıyı dindirmekte ve saldırıları durdurmakta yetersiz kalmıştır. “Hukuki her şey yapıldı olmadı” ve “İsrail güçten anlar” düşüncesi kaçınılmaz bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır.
Yaşananların sadece Filistin’in bir meselesi olmaktan çıkıp, tüm Müslüman kimliğine karşı yapılan saldırılara zımni bir onay olarak algılanması, kolektif bir savunma eşiğini işaret etmektedir.
Bu bağlamda, tüm Müslüman ülkelerin, İsrail ile diplomatik ve ticari ilişkilerini eş zamanlı olarak askıya alması ve küresel boykot ve yatırım çekme (Divestment) hareketlerine aktif mali ve siyasi destek vermesi, eylemlerin ekonomik maliyetini dayanılmaz kılacaktır.
Ekonomik tecridin yanı sıra, hukuki zorlama da bu radikal cephenin ana direklerinden biri olmalıdır. Müslüman devletlerin birleşik cephe olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Adalet Divanı’ndaki (UAD) süreçlere devasa bir hukuki ve finansal destek sağlaması, “Müslümanların hedef alınması” algısının hukuken belgelenmesi ve cezalandırılması girişimidir. Bu hukuki kovalama, eylemlerden sorumlu kişileri uluslararası alanda hareket edemez hale getirerek siyasi baskıyı artıracaktır. Zira mevcut siyasi kalkanlar nedeniyle uluslararası hukukun zorlama iradesinin tükenmesi, Müslüman devletlerin kendi hukuksal güçlerini en radikal şekilde kullanma zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.
Diplomasinin ve hukuki çağrıların yetersiz kaldığı bu kritik eşikte, Müslüman dünyasının görevi, bu saldırıyı kendi kimliklerine karşı yapılmış bir eylem olarak kabul edip, tüm siyasi, ekonomik ve hukuki zorlama araçlarını en radikal ve birleşik biçimde masaya koymaktır.
Siyasi zorlamanın bu son eşiği, kınama çağrılarından kurtuluşun ve adil bir kolektif savunmanın tek meşru ve sonuç alıcı yolu olarak görülmelidir.

Merhum Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın siyasi yaşamı boyunca Filistin ve İsrail konularındaki temel duruşunu özetleyen “İsrail laftan anlamaz, İsrail ancak güçten anlar” sözü, yaklaşık otuz yılı aşkın süredir güncelliğini koruyan bir tespiti ifade etmektedir. Bu söz, Erbakan’ın, bölgedeki kalıcı bir barışın kınamalar, diplomatik ricacılık veya parçalı ekonomik yaptırımlarla sağlanamayacağına dair kesin inancını yansıtır. Ona göre bu “güç,” askeri bir saldırganlık çağrısı değil, başta Türkiye olmak üzere İslam ülkelerinin D-8 gibi birleşik siyasi, ekonomik ve hukuki bir cephe oluşturarak, İsrail’in yayılmacı politikalarının maliyetini uluslararası alanda dayanılmaz kılacak bir zorlama iradesiydi. Bu ifadenin üzerinden geçen bunca yıla rağmen, Filistin’de sivil kıyımın ve zulmün devam etmesi, sözün arkasındaki fiili icraat ve birleşik siyasi duruş eksikliğine dair olan acı tespiti maalesef doğrular niteliktedir.
İsrail bu siyasi zorlamadan da anlamazsa anladığı dilden ivedi hareket edilmeli Ortadoğu’nun huzurunu bozan bilerek ve isteyerek Müslüman halkı öldüren bu Siyonist terör devleti İsrail yok edilmelidir.
Cenab-ı Hak Tevbe Suresi 13. Ayette: “Yeminlerini bozan, elçiyi (yurtlarından) çıkarmayı amaçlayan ve üstelik ilk defa size karşı (savaşı) başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer müminler iseniz, asıl Allah’tan korkmalısınız” buyurmaktadır.
Ey Mü’minler Allah’tan korkunuz!
Sonuç olarak, Müslümanların sistematik olarak hedef alındığına dair oluşan bu derin inanç, artık eylemsizliği kabul edilemez kılmaktadır.
Ayetullah COŞKUN
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
04 Eylül 2026 Dünya, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Din ve Yaşam, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Siyaset, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
01 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler