Son Dakika


Zekât, İslam dininin beş temel şartından biri ve Kur’an-ı Kerim’de sıklıkla emredilen mali bir yükümlülüktür. Bu ibadet, sadece bireyin malından bir pay ayırması anlamına gelmez; aynı zamanda Yüce Allah’ın bir emri olduğu için, zekâtını veren insanların doğruluk ve dürüstlük yolunda kalmasına yardımcı olan ilahi bir buyruktur.
Bir kimseye zekâtın farz olması için o kimsenin Müslüman, akıl sağlığı yerinde, ergenlik çağına gelmiş ve hür olması, bir yıllık borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla hakikaten ya da hükmen artıcı nitelikte “nisap miktarı” mala sahip olması gerekir. Artıcı nitelikte olmakla kastedilen, malın sahibine gelir, kâr, fayda temin etmesi yahut kendiliğinden çoğalma ve artma özelliğine sahip bulunmasıdır.
Kullanılmayıp birikmiş olan servetten alınan zekât, bu birikimin kendi içindeki manevi kiri temizleyerek servetin arınmasını sağlamakla yükümlüdür. Zekâtın toplanmasındaki nihai amaç ve harcama alanları ise bizzat Kur’an-ı Kerim’de açıkça belirtilmiştir. Toplanan meblağlar, fakirler, miskinler, borçlular, yolda kalmışlar ve kalpleri İslam’a ısındırılmak istenenler gibi belirlenmiş sınıflara tahsis edilir; istenilenin dışında kullanılamaz.
Mali sorumluluklar konusunda merak edilen bir diğer husus, ziynet ve süs eşyalarından zekât verilip verilmeyeceğidir. Altın ve gümüşten yapılmış ziynet eşyaları için zekât yükümlülüğü, öncelikle belirlenen nisap miktarlarına bağlıdır. Nisap, zekâtla yükümlü olmak için esas alınan zenginlik ölçüsüdür. Bu ölçü, altında 20 miskal (80.18 gr.), devede 5, sığırda 30, koyun ve keçide 40 adettir.
Eğer kişinin ziynet eşyaları bu nisap miktarını dolduruyor ve üzerinden bir sene (havelân-ı havl) geçmişse, bu kıymetli eşyaların değeri hesap edilerek kırkta bir (yani %2.5) oranında zekâtının verilmesi gerekir. Ancak, elmas, pırlanta, zümrüt ve diğer kıymetli taşlar gibi mücevherler, eğer ticareti yapılmıyorsa ve şahsi kullanım amaçlıysa, bunların kıymeti üzerinden zekât gerekmez.
Zekât, bir ibadet olmanın ötesinde, toplumun ekonomik ve sosyal dokusunu güçlendiren derin hikmetlere sahiptir. Zekâtın verilmediği durumlarda ortaya çıkan ekonomik ve ahlaki aksaklıkları başka bir iktisadi tedbirle gidermek neredeyse imkânsızdır. Tıpkı namaz ve orucun bedeni bir vazife olması gibi zekât da mali bir vazifedir ve insanın doğuştan gelen hırs ve cimrilik gibi olumsuz özelliklerinden arınmasına yardımcı olur. Sosyal açıdan ise, zengin ile fakir arasındaki mesafeyi kısaltarak onları kaynaştırır. Servetin sürekli olarak belirli ellerde toplanmasını engelleyerek, fakirliği kademeli olarak ortadan kaldırmayı hedefler. Bu yönüyle zekât, Müslümanların Allah’ın bahşettiği sayısız nimete şükrettiğinin somut bir göstergesi ve zenginlerin malına karışmış olan fakirlerin hakkıdır. Bu hakkın yerine getirilmesi, toplumda huzursuzluğa yol açacak zararlı toplumsal akımlardan korunmanın en tutarlı ve güvenilir çaresidir.
Sonuç olarak, zekât, İslam’ın sadece bir ibadet değil, aynı zamanda sosyal adaleti, ekonomik dengeyi ve toplumsal refahı tesis eden merkezi bir mekanizmasıdır. Hem bireysel arınmayı hem de toplumsal dayanışmayı sağlayarak, Müslüman toplumların temel direklerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir.
Müminlere Tavsiye
Değerli Müslümanlar, zekâtınızı hesaplarken titiz davranın ve bu farz görevi, malınızın bereketlenmesi ve ahiretiniz için bir yatırım olarak görün. Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de zekât verenleri övmüş ve bu ibadeti yerine getirenlerin mallarını temizleyeceğini vadetmiştir. Servetimizin kirini ve haksızlık payını temizlemek, fakirin hakkını teslim etmek ve toplumda kardeşlik bağlarını güçlendirmek için zekât yükümlülüğünüzü eksiksiz yerine getirmeye özen gösterin. Unutmayınız ki, zekât veren el, sadece malını değil, kalbini de cömertlikle donatır. Bu ilahi görevi ifa ederek hem Rabbimizin rızasını kazanabilir hem de daha adil ve şefkatli bir dünyaya katkıda bulunabilirsiniz.
Selam Hüda’ya tabii olanların üzerine olsun.
Muzaffer COŞKUN
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER