Son Dakika


Yazının Gizli Tarihi: ANU’dan Kenger’e, Aran’dan Göktürk’e Dünyayı Saran Medeniyet
Beşiktaş ve Trabzonspor’un Avrupa’daki Rakipleri Belli Oldu
Macaristan’da Kâbus Akşamı: Trabzonspor Ferencvaros’a Farklı Boyun Eğdi
Kartal Kaybetse de Turladı: Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi’nde Lig Aşamasına Yükseldi
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki rakipleri belli oldu!
Fenerbahçe 18 Yıl Sonra Şampiyonlar Ligi’nde!
“Solcudan dindar olur mu?” sorusu fıkhi bir mesele olduğundan benim alanım değil. Olur mu olmaz mı onu bilemem. Ancak, büyük çapta “dindar solcular olduğunu” biliyorum. Yalnız bu dindar solcuların çok büyük handikapları var. Dini “solculuğa adapte” edebilmek için büyük gayret içindeler. İddiaları ve savunmaları “dinin esaslarına” uyar mı uymaz mı meselesi ise ayrı bir konu.
Bu kişiler, çocukluk dönemlerinde ailelerinin ve çevrelerinin etkisiyle edindikleri dini bilgilerden kurtulamıyorlar. Sonradan “solcuların ortamında” bulunduklarından, ondan da vazgeçemiyorlar. “İki arada bir derede” bocalayıp duruyorlar…
******
“Din ile ilgisi olmayan” solcuların herhangi bir çıkmazı, herhangi bir sorunu olmaz. Çünkü sosyalizmde din kavramı, “engelleyici bir afyon” olarak anlatılır. Bunu ne kadar dillendirmeseler de hayatlarının her anında uygularlar. “Bilim, doğa, akıl, laiklik, hukuk, eşitlik” gibi kavramlar, onların savunma mekanizmalarından bazılarıdır. Din, gelişmeye ve teknolojiye engel olan bir unsur olarak görülür. Kendi akıllarını kullanarak varsayımlar ortaya koyarlar. “Geçmişi, tarihi ve kültürel değerleri” hafife alırlar. Bunları savunanlarla da dalga geçerler.
“İktidara ve sermayeye” karşı çıkmayı bir marifet sayarlar. “Yıkıcı muhalefet yapmayı”, hakaret etmeyi ve saldırganlığı ilke edinirler. “Felaket tellallığını” çok iyi becerirler… Doğruya doğru, eğriye eğri diyen bazı “aklıselim solcular” da yok değil; ancak bu kişileri de dışlayarak “aforoz ederler.” Her zaman her yerde bu minvaldeki çizgilerini sürdürürler. Bu kesime diyeceğimiz bir şey olmaz; ideolojileri ve yolları bellidir. Benim anlatmak istediğim, “hem dindarlığı hem de solculuğu” iç içe sürdürmek isteyenlere…
******
Hem dindar hem solcu olma yolunda olanların işi zor. Sosyal ve politik olayları evirip çevirip “dindarlıkla özdeşleştirmeye” çalışırlar. Gerçek Müslüman (!) ve “ilerici aydın” olduklarına inandırabilmek için Kur’an-ı Kerim’den deliller bile gösterirler. Piyasada onların yolunda olan hocalar çok. Sosyal medyada ve televizyonlarda boy gösteren bu hocaların yorumlarını hiç kaçırmazlar. Bu piyasa hocaları, ayetleri kendilerine göre yorumlayıp onların gönüllerine su serpiyorlar. Dindar solcuların en büyük referansları bu popülist hocalardır. “En gerçekçi ve ilerici Müslüman” olduklarını durmadan savunur dururlar.
******
Diğer bir çıkmaz da kendilerini dindar göstermenin yanında, Atatürk’ü de dindar gösterebilmek için çok büyük gayret içinde olmalarıdır. Aslı astarı olmayan, hiçbir tarihi belgeye dayanmayan söz ve davranışları O’na mal ederek dindar göstermeye çalışırlar. Güya Atatürk çok dindarmış da gericiler onu din düşmanı olarak tanıtıyorlarmış. Öylesine dindarmış ki ölürken bile bir melek ona selam vermiş, o da selamı aldıktan sonra ruhunu teslim etmiş. Öylesine ibadet edermiş ki kan ter içerisinde kalırmış. Hatta “hafız olduğunu” söyleyenler bile var. Her fırsatta, her olayda hemen Atatürk’e sığınırlar. Atatürk yalnız onlara aitmiş gibi her yerde onu kalkan olarak öne sürmeleri ayrı bir handikap… Bu bağlamda solcu dindarların işi gerçekten zor…
******
Bu konuya değinmemin sebebine gelince: Fransız İhtilali ile ortaya atılan “sağcılık-solculuk” olayı, Siyonizm’in pompalamasıyla “bölücü bir akım” olarak dünyaya yayıldı. Yakın tarihte binlerce insanımız bu akım nedeniyle birbirlerini öldürdü. Türkiye bunun bedelini çok ağır bir şekilde ödedi.
Her şeyden önce, İslam’da “sağcılık-solculuk” diye bir şey yoktur. Herkesin dindarlığı, müminliği kendinedir. İslam’ı belli bir kılığa sokma; belli zümreye veya belli kişilere mal etme girişimi hiç kimsenin haddi değildir. Kim ne kadar dini vecibeleri yerine getirirse o kadar nasiplenir. İsteyen inanır, isteyen inanmaz; herkesin hesabı kendinedir. Ancak İslam düşmanlığı yapıldığında, işte o zaman “savunma mekanizmaları” devreye girer!..
Mustafa K. TOPALOĞLU
Araştırmacı-Eğitimci
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
04 Eylül 2026 Dünya, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Din ve Yaşam, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Siyaset, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
01 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler