Son Dakika


Telefonumuza bir mesaj geldiğinde hemen bakarız ya… Peki ya o mesajın bildirim sesi yerine, tam da o anda ölüm bize gelmiş olsaydı? Şu an ne halde olurduk? Cansız bedenimiz koltukta ya da yatakta, ruhumuz bedenden ayrılmış, hesabımız başlamış olsaydı?
Şimdi hangi yüzle Rabbimizin huzurunda olacaktık? Hangi namazlar kılınmamış, hangi tövbeler ertelenmiş kalacaktı?
“Her nefis ölümü tadacaktır…” (3/Âl-i İmran-185)
“Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyan, buna rağmen hâlâ Allah’tan iyilik temenni edendir.” (Tirmizi)
O an geldiğinde geri dönüş yok! Ne annen, ne baban, ne çocukların, ne de dostların seni kurtarabilir. Mezar taşın dikilecek, ismin unutulacak, toprağın seni saracak. Dünya, belirlenen süreye kadar dönmeye devam edecek ama senin vakit defterin kapanacak.
Ama bu mesajı okuyoruz değil mi? Çok şükür… Demek ki hâlâ hayattayız. Tövbe için fırsatımız var. Şu an ölenler listesinde değiliz ama ölecekler listesinde adımız yazıyor.
Ölüm, haber vermeden gelir. Belki de bu satırlar bize ulaşan son ikazdır… Kim bilebilir? Belki de bir sonraki “ses”, Azrail’in sesi olacaktır…
Allah’ım! Bize ölüm gelmeden önce, pişman olmayacağımız bir hayat yaşamayı nasip et. Bizi gafletten uyandır, kalbimizi imanla, dilimizi zikirle, ellerimizi hayırla meşgul et. Bizi müminler ile dost, mazlumun yanında zalimin karşısında kıl. Son nefesimizi “La ilahe illallah” cümlesi ile vermeyi nasip eyle. Şirkin her türlüsünden sana sığınırız. Bizi sevdiklerimizle birlikte cennetinde buluştur.
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER