logo

reklam

Tarihi Filmlere Farklı Bir Bakış

Tarihi Filmlere Farklı Bir Bakış

            Tarih, ne büyük bir hazine; askerlerin, politikacıların, eğitimcilerin, tarihçilerin, yazarların çizerlerin ilgi ve malzeme alanı. Bu halkaya yakın zamanlarda bir de senaristler eklendi, iş tamam oldu. Eline kalemi alan, kâğıdı alan, kitabı alan, silahı alan, mikrofonu alan herkes tarih yapmaya evet tarih yazmaya değil tarih yapmaya kalkışıyor. Biz tarih öğretmenleri ve tarihçiler istediğimiz kadar uğraşalım tarihin yönteminden, kaynakların taranmasından, tasnifinden, tahlilinden, tenkidinden, terkibinden tutun da her aşamasının en hassas süzgeçlerden geçirilerek tabiri caizse kılı kırk yararak tarih yazmanın aşamalarını anlatıp duralım öbür taraftan senaristin biri bir taş atıyor kuyuya kırk akıllı misali uğraşıyoruz. Doğruyu yanlıştan ayırmaya.

              Tabi tarih yazmaya ve yapmaya hevesli olan nesnel tarihçiler dışındaki herkesin bir hesabı veya amacı vardır. Kimisi tarihi politik çıkarları için, kimisi şöhret namına, kimisi de ekonomik çıkarlar uğruna tarih yapmakta. Ancak tarihi film senaristlerinin birden fazla amaçlarının olduğu da su götürmez bir gerçektir. Onlar ekonomik çıkar sağlama, şöhret olma, popüler olmanın yanında tarihe farklı bir ideoloji yüklemenin de peşindeler. Ayrıca bu tarih tahrifçisi senaristler iç ve dış mihraklı Osmanlı ve Türkiye düşmanı kuvvetlerin maşasıdırlar. Çünkü yazdıkları senaryolara baktığımızda asla tarihi kaynaklarla bağdaşmayan bilgiler tarihmiş gibi aktarılmakta böylece iki farklı tarih ortaya çıkmaktadır. Zaten bizi de bölen hep bu ikilikler değil mi?

         Tarihi filmlerin amacı, tarihi bilgi ve belgelerin eksikliğini gidermek olmalıdır. Yani film, tarihi olayları insanların hayal edebilmesini sağlama amacını taşımalıdır. Tarih filmlerine baktığımızda genellikle harem isimli ve konulu filmler olduğunu görmekteyiz. Haremin ne olduğu, hangi amaçla oluşturulduğu, görevlileri, kimlerin girip kimlerin giremeyeceği, harem içi kuralları, eğitimleri, ödülleri ve cezaları en ince ayrıntısına kadar tarihi arşiv ve belgelerde yer almaktadır. Tarihi filmlerin işlevi sadece izleyicilerin zihinlerinde bu bilgileri canlandırmak olmalıdır. Ancak bu türden filmlere baktığımızda verilmeye çalışılan bilgiler ile tarihi vesikaların taban tabana zıt olduğu gözlerden kaçmamaktadır.

               Filmler gösterime başladıktan sonra birkaç sağduyulu aklıselim yazar gazete köşelerinde, TV programlarında bunun böyle olmadığını dile getirse de bir süre sonra bu tartışmalar da tedavülden kalkıyor ve izleyicilerin zihinleri bulandırılarak farklı bir tarih ortaya çıkarılıp milletin geçmişi ile bağları koparılıyor. İşin ilginç yanı harem konulu filmlerin gösterime başladıktan sonra raiting rekorları kırması. Yani bir milletin tarihi çarpıtılıp hakaret hatta alay ediliyor ancak insanlar buna pirim tanıyor. Bunun sebebinin insanlarımızın tarihini filmlerden veya romanlardan öğrenmeyi alışkanlık haline getirmesi olduğunu düşünüyorum.

            Harem konulu tarihi filmlerin dışındaki tarihi filmler de berikinden geri kalmaz yanlışlılarla doludur. Bizim tarihimiz kahramanlardan yoksun mu ki Kara Murat gibi, Tarkan gibi efsane isimlere gerek duyuyoruz? Bunların yerine bir Seyit Onbaşı’yı, Ezineli Yahya’yı, Nene Hatun’u, Kara Fatma’yı beyaz perdeye aktarsak daha güzel olmaz mı? Ama tarihi olmayan milletler gibi tarihi filmler yaparak tarih oluşturmamız çok garibime gidiyor.

           Amerikan veya Avustralya tarihini bu şekilde film veya romanlardan öğrenebilirsiniz çünkü bu ülkelerin birkaç yüzyıllık tarihleri var ancak. Tarihlerini zenginleştirme adına “tarihi film” adı altında tarih yapmaktadırlar. Dört bin yıllık bir tarihi geçmişe sahip olan hele hele bunun bin yılını İslam’ın ve dünyanın liderliğini yapmış olan bir milletin veya devletin tarihini hareme hapsedip” tarihi film” diye insanlara öğretemezsiniz.

           Önceki satırlarda bu senaryoların kasıtlı olarak yazıldığına değinmiştim. Bunu biraz açacak olursak Türkiye şu yaşadığımız yıllarda mirasına sahip çıkarak hafızası yerine gelmiş bir insan misali geçmişiyle bağlarını ve köprülerini kurma arifesindedir. Bu eline kalem almış senaristler (elleri kendi kontrollerinde değil) bu köprülerin kurulmaması amacına yönelik var güçleriyle çalışmakta veya çalıştırılmaktadırlar. Çünkü tarihiyle bütünleşmiş bir Türkiye çevre ülkelerin bir numaralı vârisidir. Türkiye devletinin sınırları bugünkü sınırlar olabilir ama Türk milletini sınırları bu değildir. Suriye, Irak, Kafkasya ve Balkanlar Türkiye’dir. Türk yapımı tarihi filmler bu ülkelerde de gösterilerek Osmanlı sultanlarına hakaretler ve alaylar edilmekte Bakın işte bu toprakları tarihte yönetmiş insanlar aslında böyle şahsiyetlermiş diye hem ülkemiz hem de bu ülkelerdeki insanların zihinleri bulandırılmaktadır.

           Son olarak Amerikan veya Avrupa tarihi filmlerine efsane diye bir eleştiri getirmiştik. Aslında onlardan ders almamız gerekenler de var. Mesela hiçbir Batı filminde tarihi veya dini bir şahsiyet asla hakarete veya alaya uğramaz. Özellikle dini şahsiyetler (papa, papaz veya rahipler) tersine büyük itibar sahibidirler filmlerde. Ne diyelim darısı bizim din ve Türk büyüklerinin başına.

           Prof. Dr. Kemal Karpat Hoca milletimizin ve tarihimizin durumunu çok güzel özetliyor. “Biz tarihe tapan ancak tarih bilmeyen bir toplumuz.” Hocanın kastı herhalde ülkemizde toplumun her kesiminin tarihe meraklı olduğu ancak büyük bir kesimin tarihi; filmlerden, romanlardan ve birtakım kulaktan dolma bilgilerden öğrenmeye çalıştığıdır.

Mehmet Özkaraman

Etiketler:
Share
111 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ... ... ... ...