Son Dakika


BU YÜZYIL AF DİLEME YÜZYILIDIR
Ümmetin Yiğit Evladı Aliya İzzetbegoviç’i Vefatının 23. Yılında Rahmetle Anıyoruz
Bizim de Suçumuz Var
AZERBAYCAN’DAN TÜRKİYE’YE İNANÇ HÜRRİYETİNİN EVRENSEL SINAVI
Bir Başörtüsünden Fazlası Var, Bilesin Azerbaycan
FIRTINA VE KARTAL’IN AVRUPA ZAFERLERİNDEN PAZARTESİ DERBİSİNE…
Yalan, dili yormayan, zihni anlık rahatlatan, ancak ruhu ve toplumu derinden yaralayan, çelişkili bir kavramdır. Bir yandan “masum” gibi görünen küçük beyaz yalanlarla hayatımıza sızarken, diğer yandan “zalim” bir canavara dönüşerek en sağlam bağları bile kökten söküp atabilir.
Ne yazık ki, içinde yüzdüğümüz bu çağda, bilerek ya da bilmeyerek, devasa bir “yalan deryasında” kaybolmuş durumdayız. Bu durum, hayatımızın her köşesini etkisi altına almıştır; çünkü güvenin temelini yalan sarsmıştır. En kutsal addettiğimiz arkadaşlıklar, evlilikler, sevgiler yalan oldu. Aile bağları bile bu erozyondan nasibini aldı; babalıklar ve evlatlıklar arasındaki has samimiyetin yerini, menfaate dayalı, sahte roller aldı. Komşuluklar artık eski samimiyetini taşımıyor, en yalın insani ilişkilerimiz bile bir güven bunalımıyla karşı karşıya.
Ekonomik ve sosyal hayatın merkezinde de durum farklı değildir. Alışımız yalan, satışımız yalan… Ticari ilişkilerde dürüstlük ilkesi neredeyse tamamen aşınmıştır. Müşteri malının kusurunu bilmek yerine aldatılıyor, tüccarımız ise kısa vadeli kazanç uğruna yalan söylemeyi meslek edinmiştir. Toplumsal dokuyu ören bu ipliklerin her biri, yalanın pasıyla çürütülüyor, bu da bizi ister istemez “Yalansız yaşayamaz mıyız?” gibi temel bir soruyla baş başa bırakıyor. Bu zorlu sorunun cevabı aslında çok basit bir eyleme dayanıyor: kendimize dürüst olmayı denemek.
Bir an durup, dürüst olmayı denesek ne kaybederiz?
Müşteriye malımızın kusurunu söylesek, öğrenciysek kopyamızı itiraf edip gerçekle yüzleşsek, fakirliğimizi de zenginliğimizi de maskesiz, samimi bir dille konuşsak; yani kısacası samimi ve dürüst olsak, gerçekten kayıp mı yaşarız? Aksine, bu dürüstlük bize kesinlikle kayıp değil, kazanç elde ettirir. Her şeyden önce, kendi içimizde bir ahlaki yükseliş yaşarız. Yalanın yükünden kurtulmuş, vicdanı rahatlamış bir birey olarak, iyi insan olma yolunda önemli bir adım atmış oluruz. Gerçek dürüstlük, bireyi onurlandırır ve karakterini güçlendirir.
Bu dürüstlük aynı zamanda bizi manevi anlamda da yüceltir. İnancımız ne olursa olsun, dürüstlük ve samimiyet erdemlerin en önemlilerindendir. Bir mümin için dürüst olmak, sadece dünyevi bir erdem değil, aynı zamanda manevi bir sorumluluktur. Gerçeği söylemek, hem topluma hem de kişinin kendi maneviyatına katkı sağlayarak sevap kazandırır. Yalanın yerini dürüstlüğün almasıyla, sarsılan güven yeniden inşa edilir. Güvenin olduğu yerde komşuluklar canlanır, ticaret dürüstçe yapılır ve en önemlisi, sevgiye dayalı, sağlam aile bağları kurulur.
Sonuç olarak, yalan deryasından çıkış yolu, bireysel samimiyet köprüsünden geçiyor. Daha huzurlu, daha onurlu ve daha sağlam ilişkilere sahip bir yaşam için; Mevlam bizleri yalansız ve dolansız bir hayatta buluşturması dileği ile.
Ahmet AL
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
20 Ekim 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tüm Manşetler
20 Ekim 2026 Bilim ve Teknoloji, Din ve Yaşam, Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Tarih, Tüm Manşetler
19 Ekim 2026 Din ve Yaşam, Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler
19 Ekim 2026 Dünya, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Sivil Toplum, Siyaset, Tüm Manşetler