Son Dakika


Yazının Gizli Tarihi: ANU’dan Kenger’e, Aran’dan Göktürk’e Dünyayı Saran Medeniyet
Beşiktaş ve Trabzonspor’un Avrupa’daki Rakipleri Belli Oldu
Macaristan’da Kâbus Akşamı: Trabzonspor Ferencvaros’a Farklı Boyun Eğdi
Kartal Kaybetse de Turladı: Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi’nde Lig Aşamasına Yükseldi
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki rakipleri belli oldu!
Fenerbahçe 18 Yıl Sonra Şampiyonlar Ligi’nde!
Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi tanıyabilmemiz için önce gençlerimizin “umutlarını, beklentilerini, sıkıntılarını, zevklerini, problemlerini; kısaca iç dünyalarını” bilmemiz gerekiyor. Gençliğini tanımayan bir millet, geleceğini tehlikeye atar. Her dönemde gençliğin sorunları, dönemine göre farklılıklar gösterir. Hem dönemin farklılıklarını bilmek hem de gençliğin dünyasını tanımak başta anne-babaların, eğitmenlerin, pedagogların ve sosyologların görevidir.
“21. yüzyılın bilgi çağında” her şey baş döndürücü bir hızla değişiyor. Değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu görüyoruz. Bu değişim çarkı içerisinde “gençler” de değişiyor.
Çağa ve yeniliklere en rahat uyum sağlayanlar gençler olduğuna göre, “günümüzdeki gençliğin profilini” ortaya koymaya çalışalım.
1-) Sorumsuz ve İlgisiz Tavırları:
Bugünün gençliğinin büyük çoğunluğu kendisine, ailesine, okuluna ve işine karşı devamlı “ilgisiz davranışlar sergiliyor.” Önemli ve “ciddi olayları” kale almıyor. İşini yaparken “lakayıt” davranıyor. “Futbolu, müziği, interneti ve eğlenceyi” çok ön planda tutuyor. Sıradan davranışlarıyla “adeta gününü kurtarmaya” çalışıyor. En önemlisi “geleceğini önemsemiyor.” Yaptığı işi “üstünkörü yapıyor.” İşiyle ve geleceğiyle ilgili hep “kaçamak davranışlar içerisinde” oluyor. “Uyanık ve zeki oldukları için kendilerini kamufle etmesini de çok iyi biliyorlar.”
Kitleleri yönlendirmeye yönelik yayınlar yapan “medyanın etki alanına” kendilerini kaptırmışlar. Ailesine ve okuluna karşı “devamlı ikilem içerisinde” oluyorlar. “Sözleriyle eylemleri” birbirini tutmuyor. Gerçek kimliklerini gizleyerek “hoşa gidecek davranışlar” içerisinde oluyorlar. Bu davranışlar onların “yalancı ve ikiyüzlü” olmalarına neden oluyor. Bu durumu yüzdeye vuracak olsak %75’in üstünde olduğunu söyleyebiliriz.
2-) Kolaycı Tavırları:
“Yeni nesil sıkıntıya gelmiyor.” Her şeyin kolayını ve ucuzunu tercih ediyorlar. Yolda yürürken ayağına takılan engeli bile üşenip kaldırma külfetine girmiyorlar. Eziyet çeker, zorlanır, kenarından geçer ama yine de o engeli kaldırmaya teşebbüs etmez bir nesil var karşımızda. “Yalnız gençler değil, çağın insanı da zorlanmadan, alın teri dökmeden kolaycılığa kendini kaptırmış.”
Teknolojinin hızıyla birlikte kolay yaşamayı ve “köşe dönmeyi” yaşam tarzı haline getirmişler. (Tabii bunun psikolojik ve sosyolojik nedenleri vardır; işin bu yönü ayrı bir konu) Günümüzün insanı “kolay ve rahat bir dünyada” kendini buldu. Babaları, dedeleri gibi yokluk çekmediler, savaş görmediler. “Teknolojinin ve kitle iletişiminin her imkânından yararlandılar.”
Her şeyi kolay elde eden yeni nesil, kolay da harcıyor. Yiyecek ve giyecek özlemi çekmiyor. Anne-babalar, hayatın bütün zorluklarına rağmen evlatlarına yokluk çektirmiyorlar. “Biz çektik, evlatlarımız çekmesinler” anlayışı “yeni nesli kolaycılığa ve bedavacılığa sürüklüyor.”
3-) Bütün İdolleri: Futbol Takıntısı
Yeni neslin aşağı yukarı tüm dünyasını futbol dolduruyor diyebiliriz. Futbol tutkusu, normal bir spor tutkusu olmaktan çıkıp bir gencin dünyasını dolduran “bir ideal haline dönüştü.” Bu durum tesadüfen oluşan bir akım değildir; özellikle sistemler tarafından planlanan “organize bir harekettir.”
Gençliğin enerjisini kanalize eden, onların potansiyellerini kontrol altında tutan çok önemli bir “araç” olarak kullanılıyor. Araçtan öte “amaç” haline dönüştü. Genç ve dinamik insan potansiyeline sahip olan bizim gibi ülkelerin en çok başvurdukları oyalama taktiklerinden biri olan futbol, rejimlerin “can simidi”dir. Futbol sayesinde gençleri oyalıyorlar; enerjilerini sahalarda coşturarak tüketiyorlar. “Onları düşünmekten alıkoyuyorlar.” Haksızlıklar ve keyfi uygulamalar karşısında genci tehlike safının dışında bırakıyorlar.
Bunun için de “futbolu ve futbolcuları cazibe merkezi haline getiriyorlar.” Bu camianın insanlarını sürekli gündem de tutarak gençlerin dünyalarını futbol ve futbolcularla dolduruyorlar. Futbol ve futbolcularla oturup kalkan bir nesil, ne düşünebiliyor ne de etrafında olup biteni görebiliyor. Genç ve dinamik beyinlerin enerjisi futbol sahalarında tüketilerek “gençlik pasifize ediliyor ve tehlike olmaktan çıkarılıyor.”
Bu tutum öylesine yaygınlaştı ve öylesine tabii hale geldi ki en küçük bir eleştiriye dahi tahammül edilemiyor. Yeni nesil için futbol tutkunu olmak ve takım tutmak “bir kişilik, bir kimlik” meselesi haline geldi. Takım tutmayan bir genç, kendini toplumdan ve arkadaşlarından dışlanmış görüyor. Genç; futbolla ve futbolcuların özel yaşantılarıyla kendini ispatlar duruma geldi. Bu durum yalnız bizim ülkemizde değil, geri kalmış bütün ülkelerde uygulanan bir metot. Hatta gelişmiş ülkelerde de yaygın hale gelmeye başladı.
4-) Müzik ve Eğlence Tutkunluğu:
Her insanın müziğe ve eğlenceye karşı bir zaafı vardır; müziği ve eğlenceyi sevmeyen insan çok azdır. İnsanın hoşuna giden, kişiyi dinlendiren bir tutkudur. “Meşru ve makul şartlar içerisinde” olduğu sürece de her insan, yeri ve zamanı geldiğinde müziğini dinlemeli ve eğlencesini yapmalıdır.
Ancak müziği sürekli genç beyinlere pompalarsanız “onları fanatik hale getirirsiniz.” Bugün yapılan da budur. “Gizli güçler” gündüzleri futbolla gencin beynini oyalamayı, geceleri de müzik ve eğlenceyle hayatını doldurarak tamamıyla pasifize edip beynini etkisiz hale getiriyorlar.
Bunun için de futbolda olduğu gibi müzikte de sanatçıları cazibe merkezi haline getirip devamlı toplumun önünde tutuyorlar. Gazetelerde, televizyonlarda ve reklamlarda sanatçı bay ve bayanlar gençlerin modeli olacak hale getiriliyor. İşin içine bir de cinselliği katınca bu oltaya düşmeyecek genç olabilir mi? Cinsellik, müzik, alkol ve eğlence birleşince gencin duygu dünyası cazibe merkezi haline getirilmiş oluyor. Gündüz vaktini futbolla, geceyi de müzikle ve eğlenceyle geçiren bir genç, gelecekle ilgili ciddi şeyler düşünebilir mi? Etrafında olup bitenden haberdar olabilir mi?
5-) Model Alınacak Önderlerin Olmayışı:
Gençliğin yetişmesi; sağlıklı bir eğitimle birlikte “model alacağı” önderlerin de olmasına bağlıdır. Yarım asırdan beri ülkemizde model olacak önderler pek yetişmiyor. Yazboz tahtasına dönen eğitim sistemimiz kendini dünyaya kabul ettirecek dünya çapında ne bilim adamı ne sanatçı ne edebiyatçı ne de siyasetçi yetiştirebildi. Var olanlar da yeterli olmuyor. Sayıları çok olmalı ki birbirlerini destekleye bilsinler ve kamuoyu oluşturabilsinler.
Önder olacak modeller olmayınca gençler içlerindeki bu özlemlerini futbolla, eğlence ve müzik dünyasının insanlarıyla doldurmaya kalkıyorlar. Bir toplumun müzik seviyesi, eğlence seviyesi ve önder konumundaki insanların seviyesi ne durumda ise gençliğinin seviyesi de o durumda olacaktır tabii.
Anne-baba, okul ve toplum olarak gençliğe ne verirsek karşılığında ancak o kadarını alırız. Bizlerin beklentileri çok ama “gençliğe verdiğimiz yeterli mi?” sorusunun karşılığı maalesef yok. Elimizde zeki ve teknolojiyi çok iyi kullanabilen bir gençliğimiz var ama gereksiz şeylerle onları pasifize ettiğimizin farkında bile değiliz.
Hep sızlanıp söyleniyoruz ama doğruyu söylemesini ve uygulamasını pek beceremiyoruz.
Mustafa K. TOPALOĞLU
Araştırmacı-Eğitimci
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
04 Eylül 2026 Dünya, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Din ve Yaşam, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Siyaset, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
01 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler