Son Dakika


Şems-i Tebrizi, “Kendini dostun aynasında yıka” der. Çünkü ruh asla yanılmaz ve ancak kendine benzeyeni sever. Oysa akıl için bunu söyleyemem; akıl hep yanıltır, yanılttı da… Aklın bu dünyadaki maddenin temsili, ruhun ise ahiretin vesikası olduğunu hissediyorum.
Hakiki dostluk; çayın şekerle karıştığı, şekerin çayda kaybolduğu o gizemli bağ gibidir. Şeker kimdir, çay kimdir? Âşık kimdir, maşuk kimdir? İkisi birbirinde öyle bir kaybolmuştur ki; tıpkı Rasulullah’ta Ebubekir’in, Ebubekir’de Rasulullah’ın kaybolduğu gibi…
Asr-ı Saadet’te Ebubekir gibi olmak, onun penceresinden dostluğa bakmak; herkesin yüz çevirdiği o çalkantılı ortamda, dostluklarını hazmedemeyenler bir hışımla gelip “Senin arkadaşın miraca yükseldiğini, ayın ikiye ayrıldığını söylüyor” dediklerinde ortaya koyduğu o asil duruş; kuşkuları paramparça ederek hasetlerinden parmaklarını ısıranlara unutulmayacak bir ders vermiştir: “O ne diyorsa doğrudur.”
Zaten dostluk feda olmak değil midir? “Anam babam sana feda olsun” diyerek, oklar atılırken Kâinatın Efendisi’ne can siper olmak değil midir? Tıpkı Yermük Savaşı’nda iki arkadaşın ağır yaralı halde can çekişirken sergilediği o mucize gibi… Kendilerine su ulaştırıldığında birinin “Arkadaşıma götür, ona ver” demesi; su diğerine ulaştığında onun da “Hayır, o içecek, ona götür” diyerek feryat etmesi; o bir bardak suyun iki dost arasında gidip gelmesi esnasında, son nefeslerini “Dostum!” diyerek, dillerinde kelime-i tevhidlerle ruhlarını Refîk-ı A’lâ’ya yükseltmeleri dostluk değil de nedir?
Dostluk, dostun ağlarken ağlayabilmek, ekmeğinin parçasını önce onun ağzına tutup sonra onu huzurla seyredebilmektir.
Ne yazık ki bizler bazen sırf dünyevi hırslarımız uğruna bize sunulan o eşsiz dostlukları feda ettik. Sadakatiyle ve fedakârlığıyla bize pervane olan o güzel insanları zamanında önemsemedik; onlara yüz çevirdik, aklımızın güzel gösterdiğine yenik düştük. Ne zaman ki ruhumuz galip gelmeye başladı, o samimi yüzlere tekrar yönelmek istedik. Ama rüzgâr, “Kusura bakma, dal kırıldı” diyerek esti, gürledi. Anladık ki; sığ hesaplar ve geç kalmış korkular dostluk değildir.
Çünkü hakiki dostluk; acıyı da tatlıyı da beraber yutkunabilmek, hakikati kardeşinin yüzüne bir ayna gibi açıkça tutabilmektir. Büyüklerin dediği gibi; dostunun sana yaptığı en büyük iyilik, sana günah işlemeyi zorlaştırması, hayır işlemeyi ise kolaylaştırmasıdır.
Hayatta çok arkadaşımız olabilir ama dostumuz ya bir tane olur ya da hiç. Onu bulmak ömür ister; ya kazanmak? Belki de o eşsiz bağı hayatımız boyunca hiç tadamadan, derin bir iç çekerek bu dünyadan dostsuz bile göç edebiliriz.
Harun TAŞKIRAN
Etiketler: asrı saadet dostluğu » dostluk hikayeleri » dostluk nedir » dostluk üzerine yazılar » dostluk ve sadakat » dostun aynası » fedakarlık örnekleri » gönül dostluğu » hakikat arayışı » hakiki dostluk » Harun TAŞKIRAN » manevi dostluk » ruhsal bağlar » şemsi tebrizi sözleri » sevgi ve fedakarlık » vefalı dostYorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER