Son Dakika


Yazının Gizli Tarihi: ANU’dan Kenger’e, Aran’dan Göktürk’e Dünyayı Saran Medeniyet
Beşiktaş ve Trabzonspor’un Avrupa’daki Rakipleri Belli Oldu
Macaristan’da Kâbus Akşamı: Trabzonspor Ferencvaros’a Farklı Boyun Eğdi
Kartal Kaybetse de Turladı: Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi’nde Lig Aşamasına Yükseldi
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki rakipleri belli oldu!
Fenerbahçe 18 Yıl Sonra Şampiyonlar Ligi’nde!
Bugün okuduğum bir haber, belki de hayatımdaki en büyük değişimlerin başlangıcı olacak. Haber özetle şöyle:
Üst düzey bir Diyanet görevlisi, gazeteci Saygı Öztürk’e birlikte yürüme teklifinde bulunur. Yürüyüş esnasında Diyanet Vakfı hakkında oldukça üzücü ve düşündürücü detaylar paylaşır. Kurumun Sayıştay denetimine tabi olmadığını; vakfa her yıl gelen milyarlarca liralık bağışın ve diğer kaynakların, denetleyici bir mekanizma olmaksızın sadece başkan ve mütevelli heyetinin tasarrufunda olduğunu anlatır. Üst düzey yöneticilerin, bu kaynakları yakınlarına verilen büyük ihaleler veya farklı adlar altında harcadıklarını iddia eder. Habere göre bu görevli, “Ben bu vebale ortak olmamak ve Allah korkusu nedeniyle bu bilgileri seninle paylaşıyorum” diyerek vicdani bir sorumluluk üstlendiğini belirtir.
Bu detayları okuyunca yeniden düşünüyorum: Bu insanlar Kur’an-ı Kerim okuyor ve dini öğretiyorlar. Ancak mesele dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyor. Okunan Kur’an Arapça, okuyanlar da Arapça biliyor; lakin ayetlerin maksadını ve gerçek anlamını kendi dillerinde yani Türkçe olarak özümsemiş olsalardı, belki de koca bir kurum bu denli bir yozlaşmanın içine sürüklenmezdi.
Ben de yıllarca Kur’an’ı Arapça okudum. Ne zaman ki Türkçe karşılığını tam anlamıyla idrak etmeye başladım, işte o zaman Rabbimi ve hayatı bambaşka bir gözle görmeye başladım. Bana göre ülkemizdeki pek çok sorunun kaynağı, Kur’an-ı Kerim’in mesajının Türkçe olarak yeterince doğru anlaşılamamasıdır. İslam dininin toplum nezdinde bu duruma düşmesi, maalesef ahlaki değerlerden uzaklaşan kişi ve kurumlar yüzünden olmuştur.
Siyasi sorumluların bu süreçteki vebali ise yadsınamaz. Geçmişte yaşanan benzer süreçlerden ders alınmadığı görülüyor. Bu ülkeyi “Dar-ül Harp” (savaş alanı) olarak gören ve Atatürk düşmanlığıyla beslenen kesimlerin İslam inancı, özellikle de tevhid inancı, ne yazık ki samimiyetten uzaktır. Eğer gerçek bir Allah inancına sahip olsalardı, bu tür yanlışlara asla tevessül etmezlerdi.
1980 askeri cezaevi yıllarımda birçok grubun ve cemaatin iç yüzüne şahit olmuş, çok üzülmüştüm. Bugün gelinen nokta ise çok daha üzücü. 90’lı yılların başında genç bir avukat gelip bir hizmet hareketine mensup olduklarını söyleyerek yardım istemişti. O yıl zekatımı onlara verdim. Ertesi yıl tekrar geldiklerinde hocaefendilerine bir soru sormalarını istedim: “Siz bu ülkeyi Dar-ül Harp mi görüyorsunuz?” Bu sorunun cevabını getirmelerini, ona göre yardıma devam edeceğimi söyledim. O avukat bir daha kapımı çalmadı.
Diyanet hakkındaki bu iddialar eğer gerçekse artık sözün bittiği yerdir.
Tüm Türkiye’ye sesleniyorum: Bu ülke “Dar-ül İslam”dır. Bunun aksini düşünenler, bu vatana ve insanına iyilik etmemektedir. Yaşanan bunca acıdan ders çıkarmayanlar, toplum vicdanında yer bulamazlar.
Devleti kendi çıkarları için kullanmaya çalışanlara tek bir sözüm var: Sizler geçicisiniz; baki olan, tek ve en büyük olan yalnızca Allah’tır.
Necati YÜZÜAK
Etiketler: cemaatlerin iç yüzü » Dar-ül İslam bilinci » devlet yönetimi ve vebal » din görevlilerinin sorumluluğu » dini kurumlarda ahlak » Diyanet Vakfı iddiaları » inanç istismarı ile mücadele » İslam'da dürüstlük ve emanet » kamu kaynaklarının kullanımı » Kur'an-ı Kerim'in Türkçe anlamı » liyakat ve ihaleler » Necati Yüzüak » Sayıştay denetimi ve şeffaflık » tevhid inancı ve samimiyet » toplumsal yozlaşmaya eleştiri » vatan sevgisi ve değerlerYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
04 Eylül 2026 Dünya, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Din ve Yaşam, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Siyaset, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
01 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler