Son Dakika


Yazının Gizli Tarihi: ANU’dan Kenger’e, Aran’dan Göktürk’e Dünyayı Saran Medeniyet
Beşiktaş ve Trabzonspor’un Avrupa’daki Rakipleri Belli Oldu
Macaristan’da Kâbus Akşamı: Trabzonspor Ferencvaros’a Farklı Boyun Eğdi
Kartal Kaybetse de Turladı: Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi’nde Lig Aşamasına Yükseldi
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki rakipleri belli oldu!
Fenerbahçe 18 Yıl Sonra Şampiyonlar Ligi’nde!
Tarih, yalnızca olayların kronolojik bir akışı değil; ilahi kanunların, yani sünnetullahın coğrafyalar ve milletler üzerindeki tezahürler silsilesidir. İbrahim a.s. sonrası dönemden bugüne kadar uzanan süreçte, insanlığın kaderini tayin eden iki farklı coğrafi ve kültürel hat dikkati çekmektedir. Bir tarafta sürekli kargaşa, kavga ve imtihanların merkez üssü olan Orta Doğu ve Filistin coğrafyası; diğer tarafta ise Hanif bilincin ve tevhidin muhafaza edildiği, adaletle taçlanan Türkistan sahası yer almaktadır. Bu tablo, tesadüfi bir coğrafi dağılım değil, ilahi iradenin tarihe müdahalesinin ve yasalarının bir neticesidir.
1. İbrahim (a.s.) Sonrası Orta Doğu: Miras Kavgası ve Devresel Azap
M.Ö. 1800’lerden bugüne kadar Orta Doğu ve Filistin coğrafyası; Babil’den Firavun’a, Nemrud’dan Romalılara, Haçlı Seferlerinden günümüzdeki siyonist kuşatmalara kadar hiç durmaksızın bir kaos alanı olmuştur. Bu durumun temel sebebi, yakın tarih peygamberlerin atası konumundaki İbrahim (a.s.)’ın mirasının hakiki manada, yani Haniflik ve tevhid ekseninde korunamamış olmasıdır.
Kur’an-ı Kerim, bu hakikati Rum Suresi 41. ayette açıkça bildirir:
“İnsanların elleriyle kazandıkları yüzünden karada ve denizde fesat çıkmıştır…”
İbrahim (a.s.)’ın tebliğ ettiği Hanif dini; kavmiyetçilik, ırkçılık ve putlaştırma girdabına çekilerek bir “miras kavgasına” dönüştürülmüştür. Bu yüzden, İbrahim a.s. sonrasında gelen bütün İslam peygamberleri (İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Musa, Harun, Davud, Süleyman, İlyas, Zekeriya, Yahya, İsa ve nihayet Hz. Muhammed (a.s.) bu coğrafyaya gönderilmiştir. En’am Suresi 161. ayette vurgulanan “De ki: Şüphesiz Rabbim beni, dosdoğru bir yola, hak bir dine, İbrahim’in hanif dinine iletti; o ortak koşanlardan değildi” hakikati unutuldukça, bu coğrafyada uyarıcı nebiler ve arkasından gelen devresel sarsıntılar eksik olmamıştır. Nerede tevhid bozulmuşsa, orada ilahi ikazlar ve kaos kaçınılmaz bir sünnetullah olarak tecelli etmiştir.
2. Türkistan Coğrafyası: Hanifliğin Muhafazası ve Nizam
Buna mukabil, Türkistan coğrafyasına bakıldığında tarihin farklı bir kulvarda aktığı görülür. Türkistan sahasında, Orta Doğu’daki gibi ardı arkası kesilmeyen yıkıcı ve helak edici medeniyet krizleri yaşanmamıştır. Bunun temel izahı, İbrahim (a.s.)’ın tebliğ mirasının ve tevhid bilincinin bu coğrafyada sağlam bir şekilde korunmuş olmasıdır.
Tarihî ve sosyolojik okumalar, Türklerin öz yapıları itibarıyla Hanif fıtratına sahip çıktıklarını, ırkçılığı ve putperestliği bir kenara bırakarak tevhidi sancağı taşıdıklarını göstermektedir. Bakara Suresi 135. ayette geçen “Biz Hanif olan İbrahim’in dinine uyarız” prensibi, Türk milletinin tarihî misyonunun ruh kökünü oluşturur. Türkistan’a doğrudan nebi gönderilmeyip, İbrahim (a.s.)’ın özünden gelen tebliğ halkalarıyla bu coğrafyanın mayalanması, burasının bir “kaos alanı” değil, bir “selamet ve nizam yurdu” olmasını netice vermiştir.
3. Nizam Vazifesi ve Tarihî Süreklilik
Fransız tarihçi Jean Paul Roux, Türklerin tarihî misyonunu değerlendirirken şu dikkat çekici tespiti yapar:
“Türklerde imparatorluk kurma eğilimi vardır. Türk kelimesinin anlamı yeryüzünün hükümdarı demektir. Ve Allah’ın, Türkleri dünyaya ‘Nizam’ vermesi için yarattığına inanıyorum.”
Bu tespit, tarihî vakıaların dışarıdan bir gözle nasıl okunduğunu göstermesi bakımından manidardır. Ancak meselenin özü siyasi bir üstünlükten ziyade ilahi bir vazifedir. Türkler, Hanifliği ve adaleti korudukları için Allah onlara dünyaya “nizam” verme vazifesini yüklemiştir. Orta Doğu bir imtihan ve uyarı coğrafyası iken, Türkistan bir nizam ve istikrar merkezi olarak temayüz etmiştir.
İmparatorluk kurma eğilimi ve adaletle hükmetme iradesi, boşluktan doğan tesadüfi bir refleks değil; sünnetullahın millete yüklediği tarihî sorumluluktur. Türk milleti, İbrahimî tevhid sancağını binlerce yıl bu bilinçle taşımış, yıkmak için değil, nizam kurmak için tarih sahnesinde var olmuştur.
Tarih okuması, coğrafyaları ve milletleri yarıştırarak bir üstünlük taslamak için değil, ilahi kanunları anlamak için yapılır. Orta Doğu’nun çektiği sancılar, tevhidin ırk ve kavim kavgalarına kurban edilmesinin bir sonucudur; Türkistan’ın muhafazası ise Hanif fıtrata ve adalete sadık kalmanın bereketidir.
Hakikat odur ki; İbrahim’in yolu bir kavga sebebi değil, bütün insanlığı kucaklayan bir tevhid çağrısıdır. Bu çağrıya kulak verenler nizam bulmuş, onu istismar edenler ise tarihin çarkları arasında imtihan olunmaya devam etmiştir.
Necati YÜZÜAK
Etiketler: coğrafi sünnetullah » hanif din anlayışı » ibrahim a.s. dönemi » islam tarihi analizi » ırkçılık ve tevhid » jean paul roux » Kozmik Devresellik » kutsal metinler tarihi » medeniyetler ve kaos » Necati Yüzüak » nizam vazifesi » orta doğu tarihi » sünnetullah okuması » tevhid sancağı » türk tarihi felsefesi » Türkistan coğrafyasıYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
04 Eylül 2026 Dünya, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Din ve Yaşam, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Siyaset, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
01 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler