logo

reklam
14 Ocak 2014

Gerçek Gündemimiz Uzaklaşırken

Gerçek Gündemimiz Uzaklaşırken

gundem

Yeni dünya her gün hızını artıran bir tempoyla kendine başka başka kulvarlar açarak ilerliyor. Özellikle teknolojinin yalnızca tüketicisi olan ülkeler, bu gidişi uzaktan bile zor takip edebiliyorlar. Bir yanda son iki yüz yıl içinde hammaddenin mamul haline gelişinde bilimin biçimlendirici gücünü ellerinde tutanlar, öte yanda buna özenmekle yetinen hazır tüketiciler haline gelenler. Dünya uzun yıllardır bu iki sarkacın arasında gelip gidiyor.

Üretici konumundaki ülkeler mevcut yapıyı devam ettirmek ve onu yıkılmaz kılmak için ocağın harını hep taze tutuyorlar.  Dünyanın her yerinden ırk ve mezhep fark etmeden buldukları kabiliyetlerle tesislerinin üretimini sürdürüyor ve kendilerine bağladıkları tüketici ağını genişletiyorlar. Zamanla bu ilişki öyle bir hal alıyor ki tüketen kesim çoğu zaman tam manasıyla da kullanamadığı bu ürünün tamirini bile yapmaktan aciz durumlara düşüyor. Bu memleketlerde trajikomik tam hız ilerliyor. On beş sene kadar önce bu garipliğe dikkat çekmek için verilen örneklerde CD sürücüye çay tabağı muamelesi yapanlar ve çamaşır makinesini ayran yapmak için otomatik yayık olarak kullanmaya çalışanlar gösterilirdi. Yani mamulün gerçek işlevine dair bilgi ikincil duruma getirerek yerine ve kendince bir fonksiyon veriliyordu.

Teknoloji devriminin ucundan kenarından tutamamış olanları bekleyen akıbet, dünyanın dört köşesinde aynı parodilerle sergileniyor. Üretim kurumları donanımlı eleman gereken iş sahalarını belirliyor, bu alanda eğitim yatırımları artıyor ve yolun ucunda işverenle çalışan buluşarak üretim merkezlerinin surlarına birer taş daha ilave ediyorlar. Görece olarak başarılı olanlara iyi hayat standartları vaat ediliyor ve bu özendirici hale getirilerek çarkın daimi olarak dönmesi garanti ediliyor. Tüketici olanlar ise her gün uzaklaştıkları bir merkeze karşı, yalnız hayranlık ve tuhaf bir yabancılaşma duygusuyla kalıyorlar.

Günümüzde özellikle kentleri dolduran kalabalıklar modern teknolojinin en sadık müşteri kesimini oluşturuyor.  Birbirleriyle kıyasıya bir rekabet içine de giren bu kişiler bilgi ve hüner sahibi olmadan kişilikli de olunamayacağının en açık delili gibi durmaktalar. Özenti bir tekno kullanıcılık ve kendilerini pek rüküş gösteren bir fiyaka çabası da bu manzarayı tamamlayan diğer unsurlar oluyor. Dört bir tarafımızda dolanan henüz eğitim çağlarını yaşayan evlatlarımızın bu garip varoluşları, Türkiye’mizin neleri ıskaladığını gösteren ürpertici bir tabloya dönüşüyor.

Topraktan, tabiattan kopmuş ama sanayileşmesini de tamamlayamamış ülkelerin makus talihini sırtımızda taşıyoruz. Kentlerimiz insan ambarları halinde harala gürele yaşarlarken, yalnız pazara ve yalnız tüketime yarayan birer nesne haline dönüyoruz. Üreterek var olmayı düşünen birkaç müteşebbis de daha yolun başında bin bir direniş ve engellemeye uğrayarak yollarından vazgeçmek zorunda kalıyorlar. Ülkemiz patenti kendine ait, ülke hakikatlerinden yola çıkıp dünya piyasasına açılmayı düşünen hiçbir üretimiyle adından söz ettiremiyor. Bu üretemezlik elbette özgüvenimize, teşebbüs gücümüze etki ederek bizi daha da içinden çıkılmaz bir yola sevk ediyor. Biz adam olamayız cümlesi, eller aya biz yaya sayıklamasına dönüşüyor ve bir yazgı gibi etrafımızda geziniyor.

Elimizdeki yegane gücümüz içi anlamlı bir güvenle doldurulmuş insani enerjimizdir. Bu enerji günümüzde suyun akışına bırakılmış ve kendine akacak bir mecra bulamamış, hazin dolanmalarla garip girdaplar yaratıyor. Çocuklarımız bu girdapların içinde batıp çıkmaktan ve debelenmekten başka hiçbir şey yapamıyorlar. En kıymetli varlıklarımız sulara teslim olmuş durumdalar ve bu akış hiç de şefkat dolu bir kulvarda ilerlemiyor.

Kısır çekişmelerin her zaman asıl gündemimizi ustalıkla perdelediği yurdumuzda maalesef  gerçek meselelerimiz yine uzağımızda duruyor. Ülkemiz dershane üniversite atışmaları içinde yeni bir hesaplaşma, didişme ve kardeş dövüşü içine düşürülüyor. Enerjilerinden  hepimizin istifade ettiği kuvvetler yalnızca kaybedeni biz olacağımız bir amansız dövüşe tutuşuyorlar. Ülkemizin son yıllarda aldığı hızlı mesafe herkesin başını döndürmüş olacak ki midemizi kaldıran yeni söylemlerin sayısı ne kadar arttı. Bu itiş kakışı zaten bir fırsat olarak bekleyenler de kenardan ellerini ovuşturuyorlar.

Ülkemizin bir an önce sağ duyuya, basiretli görüşlere ve önümüzü göremediğimiz toz dumandan kurtulmaya ihtiyacı var. Kavganın tarafları en çok kaybedenin yarınlar ve o zamanları yaşayacak olan evlatlarımız olacaklarını hiç unutmamalıdırlar.

Ahmet ÇAĞAN 

Etiketler: » »
Share
864 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ... ... ... ...