logo

reklam

Hayata Mana ve Değer Katmak

Hayata Mana ve Değer Katmak

Hayatını hayırlı iş ve davranışla güzelleştirmeyenler,
İflasa doğru sürüklenirler.

Biz insanlar ve özellikle inananlar, hayat sermayemizi en iyi şekilde ebedi yatırıma dönüştürmekle mükellefiz. Hayatın zaman dilimlerinden, özellikle boş zamanlardan oluştuğu unutulmamalıdır. Kur’an son kitap, İslam son din, Hz. Muhammed (s.a.v.) son peygamberdir. Ve bunların hepsi insan fıtratına yönelik mükemmellikleri, huzur ve mutluluk reçetelerini muhtevidir. Burada asıl mesele, bu değerlerin varisi olan bizler dini güzellikleri temsil edip pratik hayatımıza taşıyabiliyor muyuz?

Hakk’a ve halka dayanan hiçbir dava mağlup olmamıştır ve olmayacaktır. Bu noktada önemli olan o davayı sahiplendiğini söyleyenlerin durumlarıdır. Gerekli donanıma sahip olmayanlar, davalarının yücelmesine yardımcı olmaktan ziyade zarar verirler. Fertler yücelmeden ideallerin gerçekleşmesi mümkün değildir.

Fikri ile zikri, bilgisi ile davranışları, imanı ile ameli birbirini tutmayan insanların kişilik gelişimleri eksiktir. Bu tür insanların dostluğuna ve sözüne itimat noktasında dikkatli davranmak gerekmektedir.

Hayat sermayesini verimli değerlendirebilmek için bazı şeylere ihtiyacımız vardır. Bunları gerçekleştirdiğimiz ölçüde dünya ve ebedi hayatımız mana ve değer kazanacaktır. Günlük meşguliyetler içinde boğulup kalırsak, alışkanlıklar engelini aşamazsak verimsizleşiriz.

Günlük hayatımızı değerli hale getirecek bazı ekinlikler içinde olmamız hepimizi geliştirecektir. Ekranlara veya cep telefonlarına mahkûm olmaya aslında kimse bizi zorlamıyor. Ancak insanoğlu genellikle kolayı ve tembelliği tercih ediyor. Kendimizi etkisiz ve yetkisiz hale getirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Ancak hatalarından ders alabilenden daha güçlü kimse yoktur. İbret alınan tarih ve ders alınan yanlışlık, bizim ilerlememize yardım eden disiplin kollarından biridir.

En önemli iş, iyilik yapmaktır. Eğer kötülüklerden şikâyetçi isek iyiliklerin yaygınlaşması yolunda yeni stratejiler geliştirmemiz ve yeni yetişenlere iyilik önderleri olmalıyız.

Sosyal mutluluk, fertlerin mutluluğu neticesinde ortaya çıkan bir değerdir. Bu da belli sorumlulukların yerine getirilmesiyle yakından alakalıdır. Toplumun huzur ve mutluluğu, tıpkı biyolojik hayattaki mükellefiyetler zinciri gibi birbirine bağlıdır. Buna geniş kapsamıyla “Sünnetullah” denilmektedir.

Hayatta her şey belli sebeplere bağlı olarak cereyan etmektedir ve nimet-külfet dengesi asıldır. İnsan bedenindeki azalardan birisi biyolojik fonksiyonunu yerine getiremediğinde nasıl bütün organizma zarar görüyor ve bu kişiyi hasta olarak nitelendiriyorsak, sosyal bünyedeki zincirlerden birisi fonksiyonunu yerine getirmediğinde cemiyet hasta hale gelir. Bu, pazarcıdan-doktora, eğitimciden-muhasebeciye, suçludan-hâkime kadar cemiyetin bütün katmanlarının durumuyla yakından alakalıdır. Yönetimdekilerin sorumluluklarının yetkileri ölçüsünde arttığı unutulmamalıdır.

Aslında mutluluk, insanın içinde hissettiği bir değerdir. Fakat isminden hoşlanmadığımız halde materyalist anlayışın hâkim olduğu günümüzde, toplumsal huzursuzluk ön plana çıkmış, herkes huzur ve mutluluğu maddî varlıkta aramaya başlamış, kendini gerçekleştirme derdinden uzaklaşmıştır.

Unutulmamalıdır ki, insanı mutlu kılan maddeden ziyade manadır. Para birçok şeyin sadece kabını verebilir, ama özünü veremez. Neşeli anlar yaşamaya sebep olabilir, ama huzur veremez. Nitekim refah düzeyi yüksek toplumlardaki huzursuzluklar, dikkatle incelenecek olursa, maddi refahın insanlara, ferdi ve sosyal huzur sağlamadığı görülecektir. Çünkü “itminan” denen huzura erme hali, ruhun vasfıdır. Madde ise sadece bedeni ihtiyaçları yatıştırabilir. Bundan dolayı asrımızda stres ve depresyonlar ön plana çıkmıştır. Ancak bazı acılar değerlendirilebilirse, ilaç yerine geçebilir. Zaten vücuttaki fiziki acının, bu anlamda ciddi bir önemi vardır. Aksi takdirde organlarımız iflas ederken haberimiz bile olmaz.

Stres, sıkıntı ve problemleri yeniden yapılanma ve mükemmelleşme vesilesi olarak kullanabilen, gelişir. Müslüman hayatındaki bela ve musibetleri bu şekilde gelişim sermayesi olarak kullanabildiği ölçüde olgunlaşabilir. Zorluk ve sıkıntıyla sabredemeyen kişi Rabbinden uzaklaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Fani hayatı, baki hayat sermayesi yapabilmek için imanımıza yakışır bir şekilde yaşamamız ve güzel davranışlar geliştirmemiz gerekmektedir. Nitekim Rabbimiz “Ey iman edenler! Rükû edin; secdeye kapanın; Rabbinize ibadet edin; hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz” (Hacc, (22): 77) ayetiyle bu konuya dikkatimizi çekmektedir. Huzur, mutluluk ve kurtuluşa erişebilmek için hayırlı işlerle meşgul olmak gerekmektedir.

Dr.Hüseyin Emin Sert

Etiketler: » » » » » » »
Share
602 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ... ... ... ...