Son Dakika


Yalnız kaldığımızda yöneldiğimiz yer, bizim asıl yurdumuzdur. Sahte kalabalıkların bittiği yer; Hira’da olduğu gibi… O tepeden miras kaldı bize kutlu davanın ışıltısı.
Yalnızlık, dünyayı yabancı hissetme duygusu değildir; yaratılış gayemizi gözler önüne sermek, o derin okyanuslarda rahatça kulaç atmak, kendimizi tanımak ve bu yolda var olmak adına inziva tenhalarında döktüğümüz gözyaşlarının azığıdır, aslında…
Bu durum, “Yalnız doğdum, yalnız yaşar, yalnız ölürüm” resti çekmek değildir. Asıl gaye; kalabalığın içerisinde güçlü bir tavırla, sessiz, derinden ve asil bir duruş sergilemektir. Dünyanın meşgalesine, sahte gülüşlere, çıkarı ön plana alanlara ve gücü kıble edinenlere karşı hıçkırıklarla haykırmaktır. Kalabalıklar sadece haklı olmak istiyor; yalnız kalanlar ise bu gidişatın kime yaradığını düşündüğü için dünyadan elini çekiyor. Çokluk nicelikten öteye gitmiyor ve bu çığlık ruhumuza prangalar vuruyor. Oysa bizim, nitelikli kor ateşler içerisinde pişmemiz gerekir.
Farkında değiliz ama bizler yalnızlıkta pişmeyi seviyoruz. Çünkü onun getirdiği ağrılar ve sancılar göğsümüzü ferahlatıyor, ufkumuzu genişletiyor, fehmimizi açıyor. Yalnızlık; insanın tavrını, duruşunu, bakışını, gözlemini ve hatta karakterini baştan aşağıya değiştiriyor. Dürüst kalmak, ahireti düşünmek, hakikati eğrilikten ayırmak istiyorsak bazen yalnız kalmalıyız; kalmalıyız ki dünya bizi bir sarmaşık gibi sardığında, nefes alamayacak duruma geldiğimizde o sahte seraplardan uzak durabilelim. Günün kirlenmiş lekesini temizleyebilmemiz için, gece seher vaktinde zikrin arındırıcı pınarlarında yıkanmamız gerekiyor. Hakikate varmanın yolu buradan geçer.
Tek kaldık diye de sakın üzülmeyelim; büyük davalar yalnızken deftere yazılır. Herkes bizi itip kakabilir ama unutmayalım ki güneş de yalnızdır. Buna rağmen yerküre ve gök cisimleri onun etrafında tavaf eder. Büyüklük böyle bir şeydir; yalnızlık da büyüklükten bir parçadır. Seherde öyle bir tefekkür haline varalım ki, asıl kalabalığın meleklerle beraber olmak olduğunu anlayalım. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.), tek başlarına Allah’ı zikrederek günah yüklerinden hafifleyen ve manevi yarışı kazanan garipler için “Müfredler öne geçti!” buyurmuştur. Bu dava garip başladı, garip devam ediyor ve garip olarak nihayete erecek. Ne mutlu garipliğe, ne mutlu yalnızlıkta nefes alana!
En tenha yerde bile O’nun var olduğunu unutmayalım. Unutmayanlar hem dünyada hem ahirette zirve oldular, vezir oldular. Varsın maddemiz kör, sağır, dilsiz olsun; yeter ki ruhumuz görsün, ruhumuz işitsin, ruhumuz duysun. Çünkü o ruh, perdeleri kaldıracak o insanı asıl vatanına, şahlanışa götürecektir.
Harun TAŞKIRAN
Etiketler: asıl vatan » gariplik bilinci » hakikat arayışı » hakikate yolculuk » Harun TAŞKIRAN » harun taşkıran » içsel huzur » inanç ve duruş » inziva ve tefekkür » kalabalıktan uzaklaşmak » kişisel gelişim » manevi derinlik » modern zaman yalnızlığı » ruhsal olgunlaşma » sabır ve sükunet » sessizliğin gücü » yalnızlık felsefesiYorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER