logo

reklam

ORTAÇAĞ CUMHURİYETİ

ORTAÇAĞ CUMHURİYETİ

Birbirine ne kadar zıt anlamlar taşıyan şu iki kelimeye bakın. Yan yana gelmesi akıllara durgunluk verebilecek kadar olağandışı belki de. Ortaçağ geriliğin, yobazlığın, zorbalığın, barbarlığın, kanın zulmün ve daha akla gelebilecek ne kadar olumsuzluk varsa hepsinin anlamdaşı neredeyse. Tabi bu anlamlar Avrupa için geçerli. Ya Cumhuriyet; bu anlamların hepsini ters yüz edebilecek sihirli bir kelime sanki. Ama bir düşünün Ortaçağ Avrupa’sı ile bizim cumhuriyetin farklılıkları mı çok? Yoksa benzerlikleri mi?

Kavimler Göçü akabinde Roma merkezi otoritesinin parçalanması üzerine feodal derebeylerinin hâkimiyetine giren Avrupa’da derebeyler ve krallar kilisenin otoritesine toslamışlardır.

Katolik Kilisesi Aforoz, Enterdi ve Endülüjans yetkileri ile hem siyasi hem de toplumsal hayatta kontrolü ele geçirmiştir. Kilise öğretilerine karşı gelenler Aforoz yetkisi ile dinden çıkarılırken Enterdi yetkisi ile bir şehir, bölge hatta ülke dinden çıkarılarak lanetlendiriliyordu. Ortaçağda Fransa, İspanya ve Almanya’da birçok şehir lanetlenmiş olup Papa oralarda ayinleri yasaklatmış, din adamı tayinlerini durdurmuş, alışverişi hatta oraya gidiş gelişleri bile yasaklatmıştır.

Bizim Cumhuriyet devrinde ise dini değil ama siyasi otorite benzer bir uygulama ile birçok şehrimizin ismini değiştirmiş, vilayetten ilçeye dönüştürmüş ve oraya yatırım yapmamıştır. Sultanlığı ve saltanatı çağrıştıran Hamidabad şehri Isparta’ya, Saruhan Manisa’ya, Karesi Balıkesir’e, El-Aziz Elazığ’a, Hüdavendigar Bursa’ya ve Ertuğrul Bilecik’e dönüştürülen şehirlerimizden yalnızca birkaç tanesidir. Silifke ve Bayburt çıkan isyanlardan dolayı ilçe yapılarak cezalandırılırken yine aynı gerekçeyle Afyon, Konya ve Yozgat uzun süre tekel dışındaki devlet yatırımlarından muaf tutulmuştur.

Ortaçağ Avrupa’sında köylüler uğursuzluk getirdikleri gerekçesiyle şehirlere alınmaz, aşağılanır ve hakarete uğrarlardı. Yine biz de Cumhuriyet döneminde ortaçağ zihniyetinden geri kalmayıp Çankaya ile randevusu olduğu halde Sivas’tan kalkıp gelen Aşık Veysel’i Ankara’ya almamışız. Yine o yıllarda Ankara Valisi ve aynı zamanda Belediye Başkanı Nevzat Tandoğan, Ankara Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinin 3. sınıfında öğrenciyken 3 Mayıs 1944 yılında tutuklanıp huzura çıkarılan Osman Yüksel Serdengeçti’ye şöyle der; “Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek” der. Bir yandan köylü milletin efendisi iken öbür yanda köylülere efelenen böyle idarecilerin olduğu yıllarda “Efendi” kelimesinin kullanımın resmen yasak olması da ayrı bir akıl tutulmasının bariz göstergesidir.

Ortaçağ Avrupa’sında kilise öğretilerine karşı gelenler din adamları tarafından Engizisyon mahkemelerinde şiddetle cezalandırılarak kötü ruhlarından temizlenmişlerdir! Biz de ise İstiklal Mahkemeleri bu işi layıkıyla yerine getirmiştir. Hiçbiri hukukçu olmayan istiklal Mahkemesi reisleri çoğu zaman önceden verdikleri kararları uygulamak için formaliteden duruşmalar yapmışlardır. Mesela önce idam sonra yargılama yaptıkları dahi görülmüştür.

Ortaçağ ile Cumhuriyetimiz arasındaki birçok benzerlik günümüze doğru gitgide azalır veya ortadan kalkarken bu durum tarih alanında maalesef bir değişikliğe uğramamıştır. Ortaçağın din alanındaki skolastizmi bizde yakın tarih alanında hala devam etmektedir. Yakın tarihin resmi ideolojisinin aksine ait bir tez veya belge dahi ortaya koysanız cumhuriyetin papazları ellerinde giyotinlerle değil belki ama 5816’lar ile size önceden kestikleri cezayı infaz için beklemekteler.

Kim bilir belki bir gün biz de Ortaçağ zihniyetinden sıyrılır Avrupa gibi kilisenin beyinlerimize ve fikirlerimize vurulan zincirlerini kopartabiliriz.

Mehmet Özkaraman

Etiketler: » » » » » » » »
Share
2101 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ... ... ... ...