Son Dakika


Yazının Gizli Tarihi: ANU’dan Kenger’e, Aran’dan Göktürk’e Dünyayı Saran Medeniyet
Beşiktaş ve Trabzonspor’un Avrupa’daki Rakipleri Belli Oldu
Macaristan’da Kâbus Akşamı: Trabzonspor Ferencvaros’a Farklı Boyun Eğdi
Kartal Kaybetse de Turladı: Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi’nde Lig Aşamasına Yükseldi
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki rakipleri belli oldu!
Fenerbahçe 18 Yıl Sonra Şampiyonlar Ligi’nde!
Şehirlerarası yolculuklarda otobüs camının ardından bakarken köyler, tarlalar, ağaçlar birer birer geride kalır; gözüm yeryüzünün örtüsüne takılır. Toprağın o farklı renkleri, tonları ve katmanları serilir önüme. İlahi bir fırça, yeryüzünü adeta rengârenk bir tuvale çevirmiştir. Sarı başakların kuraklığı, nemli toprağın koyu sadeliği, yeşilin binbir tonu…
Yolculukla insan hayatını benzeştiririm. Dünya tüm azametiyle yerinde duruyor, biz ise camın arkasından onun başının üzerinden şöyle bir bakıp kayıyoruz. Ayette soruluyor: “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye. Cevabı yine ayet veriyor: “Bir gün yahut bir günün yarısı kadar…” Hadis-i şerif ise hayat süresini “bir ağacın altında gölgelenecek kadar” diye tanımlıyor.
İnsan, bu kısacık gölgelenme durağında oyalanırken “ebedi yurda eriştim” algısıyla her şeye “sahip oldum” zannediyor. Yolculukta olduğunu unutan insan; oturduğu gölgeliği mülk, pencereden gördüğü manzarayı kendi eseri, avucunda tuttuğu emanetleri ise kalıcı serveti sanıyor. Zamanla bu mülkiyet zannı, ruhumuza vurulmuş en ağır prangaya dönüşüyor; hafiflemesi gerekirken ağırlaşıyor insan. Oysa sarıldığımız, üzerine titrediğimiz, “benim” dediğimiz ne varsa, sadece birer konaklama teçhizatından başka bir şey değildir. İnsan, biriktirdiği kadar değil; vazgeçebildiği ve yüklerinden arınabildiği ölçüde kemal yolculuğunda huzurla ilerleyebilir.
Bununla birlikte insan, bu dünya gölgeliğinden sadece seyredip geçen edilgen bir izleyici, rüzgârın önünde savrulan iddiasız bir yaprak değildir.
Ömür, bir ağaç altında gölgelenme süresi kadar kısa olsa da halifelik görevi gereği, o gölgenin altında durduğu müddetçe insan üretir. Çevresini mamur eder, toprağa can katıp taşa adeta ruh üfler. Bizler yeryüzünü sadece tüketmeye değil; geride estetik, adalet ve nezaket bırakarak güzelleştirmeye memur edilmiş yolcularız.
En önemlisi de insan, sadece tabiatı düzenlemekle, üretmekle yetinmez; diğer insanların kalbine de dokunur, bir gönle sığınır, bir gönlü imar eder. Bizler yeryüzünün o renkleri arasında yürürken başkasının hayatında silinmez izler bırakırız; başkaları da gelip bizim hikâyemizin en can alıcı satır başlarını yazar. Bu karşılıklı dokunuşlar; bizi yalnızlıktan koruyan, ruhumuzu birbirine kenetleyen en kadim bağ, yolculuğumuzu anlamlandıran çabalardır. Yolculuk devam ederken insan insana yurt olur, onunla şifa bulur; insan insanla tamamlanır ve hamlıktan olgunluğa yine insanın aynasında geçer.
Camın ardında manzara kayıyor, yol bitiyor, hayat ışığı sönüyor. Günün sonunda heybemizde dünyalık hırslar değil; sevgiyle yoğrulmuş gönüller, aşkla mayalanmış yürekler ve imanla çarpan kalpler kalıyor.
Şehri KILIÇ
Etiketler: Dünya hayatı » edebi deneme » felsefi düşünceler » gönül imarı » hayat yolculuğu » hayatın anlamı » insan ilişkileri » insan ve hayat » kemal yolculuğu » manevi yazılar » ömür ağacı » ruhun yolculuğu » tefekkür yazıları » yaşam muhasebesi » yolculuk hikayeleriYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
02 Eylül 2026 Din ve Yaşam, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Siyaset, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
01 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler
31 Ağustos 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Sivil Toplum, Tüm Manşetler